MENÜ
İzmir 18°
Gerçek İzmir
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Hayat rakamlara sığar mı?
Gönül Soyoğul
YAZARLAR
2 Ekim 2019 Çarşamba

Hayat rakamlara sığar mı?

Evde erkeklerin pijama ve terlikle dolaşmasının, evin duvarlarına takvim asılmasının. Herkes tek odada bitişik nizam yaşarken, bir odanın gelecek misafirler için ayrılmasının ve o odaya girişin ev ahalisine zihnar yasak olmasının. Her objenin/nesnenin üzerinin dantel örtülürle kapatılmasının. Misafirlere çayın yanında bisküvi verilmesinin, öncesinde kolonya sunulmasının, şeker tutulmasının. Gülünç bulunmadığı yıllar…

Bir oda. Yerler tahta. Bayramlarda fırça ile mum gibi olana dek temizlenen tahta,  o yılların laminantı. Ortada, çok sonraları kıymete binecek kilim. Pencere kenarlarında tahta divan. Mahalle aralarında geçen atıcılara havale edilip kabartılan pamuk/yün döşekler üzerinde. Anne oyaları/kanaviçeleri ile üzerleri kaplanmış, çok sonraları yerlerini terk edecekleri rahatsız/kimliksiz/ruhsuz çekyatların ana rahmi. Döl yatağı. Gündüz oturma grubu, gece yatak işlevleri. Üzeri kanaviçeli örtüyle sehpa yapılmış dört bacaklı bir obje. Üzerinde radyo. Şekerlik. Kolonya. Kül tablası. Perdeler yıkanmış çuvallardan, uçları oyalı/püsküllü. Köşede kömür sobası, mutfakta kuzine. Üzerlerinde bakır güğüm, çaydanlık. Kömür kovası, sapına asılı ucu kıvrık, işten kararmış maşa. Sobanın çevresi muşamba. Ve duvarda gaz lambası. Babaya gazete okuması, anneye oya işlemesi, dikiş dikmesi için. Masa yok. Yerde ders çalışan çocukların eğildikleri defterlerin ucunda bir lamba daha.

Mutfak… İçerde gaz ocağı, bahçede üzerinde sacayağı duran, odun yakılan, gerektiğinde yemek pişirilip beyaz çamaşır kaynatılan ocak. Fayanssız, sıvalı banko. Altında tencerelerin durduğu, kapak yerine Sümerbank basmasından fırfırlı perdeler. Bankonun duvarında çoğu bakır tabakların olduğu tahtadan tabaklık. Bir köşede tel dolabı. Biri küçük, biri büyük. Küçükte günlük kullanılanlar, peynir, yoğurt, reçel, zeytin vs. Büyük tel dolapta kışlık erzaklar, yufka, salça, bakliyatlar, bulgur. Duvardaki çivilerde kurutulmuş biberler, dolmalıklar, bir iki çizi bamya. Yerde kilim, yer yastıkları. Bir köşeye yaslanmış, yemek saatlerinde ortaya konulan tahta yer sofrası.  Duvarda gaz lambası.

Banyo… Dışarıda odun ateşinde kazanda ısıtılan suyun taşındığı ıslak yer. Çok sonraları odunlu termosifonla tanışma. Yeşil sabunla köpürme, keselenme. Şampuan hayatına geç girdiği için bilek kalınlığında gür saçlar. Hatırladıkça hala mutlulukla gülümseten sabun kokusu. Banyo tası, alüminyum olanı sabunla lifi buluşturmak için. Bakır olansa, sadece yıkanırken kullanılan kovadan su almak için.

Yatak odası. Sadece anne babaya ait. Başucunda çekmeceli küçük bir komidin. Üzerinde çalar saat, saatli maarif takviminden koparılmış, üzerinde fırtına günlerini, önemli günleri hatırlatan, çocuğa ne isim konulacağından, bugün ne pişirileceğine kadar bir sürü minik bilgiler yazılı, atmaya kıyılamamış sayfalar. Bir köşede denklik. Yataklar, bembeyaz Amerikanlarla kaplanmış yorganlar. Kenarları dantelli/kanaviçeli yastıklar. Kapı arkasında çiviler. Babanın pantolonları, giysileri. Bir başka duvarda boydan boya bir ip. İpe asılmış giysiler. Açık gardırop. Yere sıralanmış bohçalar, içinde kışlık kazaklar, yün çoraplar.

Ve balkonlar. Ve yaz akşamları. Yoksulun de zenginin ortak keyfi.. Güneşin batmasıyla yıkanıp önceleri minderlerin serildiği, sonraları sandalyelere hasır koltuklara ev sahipliği yapmış, hala da yapmakta olan balkonlar… Yaz akşamlarının serinliği, mahalle güzelliği, dedikoduların beşiği, sessiz sinemaların perdesi, günün yorgunluğunun durağı, çay kaşığı şıkırtılarıyla çiğdem çıtırtılarının birbirine karıştığı, komşuluğun anavatanı balkonlar…

Sabah erken başlayan, gece ‘ gaz bitmesin’  diye erken inen akşamlar. Bazen bir çorba, bazen tek çeşit yemekle yanına eşlik eden salata ya da cacıkla doyan karınlar. Erken kalkılıp erken yatılan günler, sobayla ısıtılan odalar, kovayla yapılan banyolar, sabunla köpürtülen saçlar, külle, rendelenmiş sabunlarla ağartılan deterjansız, kloraksız çamaşırlar. Yiyebileceğin kadar alınan sebzeler, bakkaldan tabakla taşınan günlük yoğurtlar, kapıdan geçen sütçüler, zerzevatçılar. Eskiyinceye kadar kullanılan, elde örülmüş kazaklar, lime lime olana kadar giyilen terlikler, pençelenen ayakkabılar, ters yüz edilen ceketler, paltolar, okuldan gelenin okula gidecek olana devrettiği şemsiyeler. Son satırına kadar yazılan defterler, asla atılmayıp bir sonrakine devredilen kitaplar, okul bitene kadar kullanılan çantalar…

6O’lı yıllar… 5O’li yılların yoksulluğunu yaşamış kuşağın, her lokmanın kıymetini bilerek, şükrederek yaşadığı, biz çocuklara masalmış gibi gelen... ‘Paranızın kıymetini bilin, düğüm üstüne düğüm atın, israf etmeyin’ nasihatlerini oflayarak, isyanla karşıladığımız yıllar.

 Hem uzakta, hem de çok yakınımızda artık.

‘Nohut oda, bakla sofa’ hayali kuruluyor şimdilerde, küçülmenin ilk adımı. Hayal kurulmasa bile dayatılan gerçek bu.  Nostalji değil, yeni ekonomi, eski hayat!

Bacası olmayan evlerde soba bile kurulamayacağından, ne halt edileceği konuşuluyor doğalgaza, elektriğe köklenen zamlardan sonra. Tütün sarmak, rakı şarap yapmak, yaz sebzelerini dondurmak/kurutmak, şişe şişe domates, kavanoz kavanoz salça yapmak tamam da… Elektriği, doğalgazı ne yapacağız diye düşünülüyor… Hayata tutunmak, yaşamak ve yaşatmak için.

Bir yılda elektriğe yüzde 60, doğalgaza yüzde 52, akaryakıta yüzde 3O, gıdaya yüzde 5O, Tekel’e yüzde 6O, beyaz ete yüzde 4O, süte yüzde 5O zam rakamları sıralanıyor haber alma kaynağımız sosyal medyada.

. . .

Oğuz Atay, hayatın istatistiklere sığmayacağını, ama ısrarla rakamlara başvurarak trajedileri atladığımızı ima ederken çok haklıydı. Bazı hayatlar, rakamlara sığmaz. 3 gün yemek yapamayan, çocukları ısınsın diye saç kurutma makinesini açarak yan odaya gidip kendini asan 26 yaşındaki annenin trajedisini hangi rakam anlatabilir mesela? Can havliyle vatanından kaçıp geldiği ülkede ne kendi karnını, ne çocuklarınınkini doyuramayıp vatanından sonra umudunu da kaybettiği için kendini kanalizasyon çukuruna bırakıveren, ölümü seçiş biçimiyle adeta ‘boktan hayatıma ancak böyle bir son yakışır’ diye haykıran mülteci babanın dramını ya da. Hangi rakam?

Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar'ı, Berna Moran, "hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak niteler. Moran'a göre "Oğuz Atay'ın mizah gücü, duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar'ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, yapıttaki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır.”

Küçük burjuva dünyasını zekice alaya alan Atay "saldırısını, ‘tutunanların’ anlamayacağı, reddedeceği türden bir romanla yapar."

Her birimiz Oğuz Atay olamadığımız için sosyal medyayı sallıyoruz gaz lambalı fotoğraflarla ‘efsane geri dönüyor’ eşliğinde, yeni icatların peşinde kendimizle eğleniyoruz. Ağlanacak halimize gülüyoruz, güldürüyoruz, başımıza gelenleri mizahla hafifletmeye çalışıyoruz.

 Ekonominin uçuşa geçtiğini duyuran ses, bunu manşete taşıyan yalak medya, tutunamayanları görmezden geliyor ısrarla.

Oysa biz düşüyoruz.

Uçuyoruz ama çakılmak üzere.

Tutunmak için gülüyoruz, tutunmak için yazıyoruz.  

60’lı, 70’li yıllardaki yaşam biçimlerini, komün hayatlarını seçmeye/yaşamaya zorlanıyoruz.

Bir hırka, bir ayakkabı, bir kap yemek, gaz lambası, soba, bir göz oda, bahçede birkaç tavuk vs. vs. vs.

Kim farkında?

Yanı başımızda oysa, büyülü bir nehir gibi akıyor hayat. Tutamıyoruz. Tutunamıyoruz.

Ve biz ırmağın döküldüğü yere değil, doğduğu yere çevirmişiz gözlerimizi; istatistiğimizin tutulmasını bekliyoruz, Fitch raporunun sayfası olmayı… Fark edilmeyi.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 FatihAltınyeleklioğlu
 4 Ekim 2019 Cuma 14:20
Gönül hocam, siz bilemiyebilirsiniz diye düşündüğüm için yazayım, pamuk atıcılarına "hallaç" denirdi..Sokaktan geçerken bağırırlardı.Selamlar hocam..
 Filiz Özdürgen
 4 Ekim 2019 Cuma 09:58
Elinize. Kaleminize, yüreğinize sağlık, (Ancak bu kadar güzel anlatılır ) diyeceğimiz bir yazı.????
 Gürsan ercan
 3 Ekim 2019 Perşembe 10:18
Canım benim...beni bizleri nerelere götürdün!Meğer ne de güzelmiş o meşakkatli günler..!Her şeye rağmen küçücük şeylerle mutlu olabiliyorduk.Ah..o Analarımız..Babalarımız..Sağol canım geçmişe götürdüğün için
 Yasemin sase
 3 Ekim 2019 Perşembe 10:16
Kaleminize sağlık. Gerçekleri, doğruları ne kadar güzel bir dikle aktarmışsınız...
 Hacer Bosnalı
 2 Ekim 2019 Çarşamba 20:42
Muhteşem ????????
 Sevda Karagözoğlu Örten
 2 Ekim 2019 Çarşamba 20:13
Ucundan da yakalamış olduğum yaşanmışlıklar.. Tek gerçek çok mutluyduk.. Yastığa başımızı koyup hemen tüyalara daldığımız günler.. Şimdi tavanlara bamak sağa sola dönmek ..gözlerimşzi kapatsak ta uyuyamadığımız..anlar.. Beynimiz yarını düşünmek durumunda... Hiç ıyunur mu? Gözkaoaklarımızı kapatsakta... Hayatımızı zorlaştırmayın.!!! Elimden almayın..!!!! Benim olanı bana verin.!! Huzurlu ıyumak ve uyanmak istemiyorum.. çok mu? Fazla.!!
 Adnan eker
 2 Ekim 2019 Çarşamba 19:59
Kaleminize sağlık
 Zatiye Genç
 2 Ekim 2019 Çarşamba 16:51
Gönül hanımın yazdıklarının tümüne yürekten katılıyorum. Çocukluğumu hatırlattı bana. Tutumlu olmayı aza kanaat etmeyi hem ailemizden hem de öğretmenlerimizden öğrenmiştik. Şimdi savurganlık,eşyalardan ve giysilerden bıkma hemen değiştirme modası var. Herşeyi sevgiyi,duyguyu ,paylaşmayı saygıyı bolca harcıyoruz. Hiçbir şeyin değeri kalmadı. Gelecek günlerimiz için endişeleniyorum ve üzülüyorum. Gençlerimizin ve torunlarımızın işi çok zor. Bizler mutlu bir çocukluk ve gençlik yaşamıştık. Gençlerimiz ve çocuklarımız için Güzel günler görmeyi çok çok istiyorum. Acaba haksız mıyım.
 Aygün Dökmeciler
 2 Ekim 2019 Çarşamba 11:34
Her zamanki gibi çok güzel bir anlatış adeta çocukluğuma geri döndüm ve inanin orada kalmak istedim .Malesef her eşyada kıyafette geriye dönüşler olduğu gibi yaşamdada geriye dönüşü arıyoruz artık emeğinize yureğinize sağlık çok güzel bir anlatım ????
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Gerçek İzmir