MENÜ
İzmir
Gerçek İzmir
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
İlahi kahvehane!
Bünyamin Dobrucalı
YAZARLAR
31 Ekim 2021 Pazar

İlahi kahvehane!

Kahramanlar’dan (aslında yaya geçidine de pek de uygun olmayan alt geçidi kullanarak) Ege mahallesi’’ne doğru  giriş yaptığınızda, kimilerinin  Tenekeli Mahalle, kimilerinin Mortake ya da Murtake dediğiniz mahalleye adım atmışınız demektir.  Önünüze çıkan ilk kişiye ‘’muhtarın kahvesi nerede’’ diye sorun size hemen gösterecektir. Sakın üşenip vazgeçmeyin, çünkü sadece birkaç adım sonra sizi şaşırtacak iki şeyle karşılaşacaksınız. Birincisi, güler yüzlü, içten, sıcak kalpli insanlar tarafından karşılanacaksınız, ikincisi ise farkında olmadan ‘kutsal bir mekana’ adım atmanın şaşkınlığı eşlik edecek size...

MURTAKİ YA DA MORTAKİ KİLİSESİ

Aynı anda hem kahvehane hem de kiliseye adım atmak benzerine çok zor rastlanabilecek bir durum. Yemyeşil ağaçlar altındaki avludan içeri adım attığınızda çay ocağını, oyun oynayan, gazete okuyan, zaman geçiren insanları göreceksiniz ve bu dost canlısı insanlara, ‘burada bir kilise varmış, acaba nere diye sorduğunuzda yüzlerinde en ufak şaşkınlık göstermeden, evet burada’’ cevabını alacaksınız. Nereden biliyorum,  çünkü bu deneyimi yaşayarak gördüm. Siz onların şaşırmamasına, onlar sizin şaşırmanıza şaşırarak bir adım ileri gidin ve bilardo masalarının olduğu bölüme geçin. İşte tam aradığınız noktadasınız. Karşınızda bilardo masaları, ıstakalar ve bir kilise var. 

ARKA TARAF SAPASAĞLAM

Kilisenin camları yerine tuğlalar örülmüş, kilise duvarları kireçlenmiş, klima ve elektrik tesisatı gibi gerekçelerle zarar görmüş olsa da karşımızda ayin yapılan bölümleriyle kilise olduğu hemen anlaşılan bir yapının içinde buluyorsunuz kendinizi. Kahvehanenin olduğu bölümü ön taraf kabul edip kilisenin arkasına geçtiğinizde bambaşka bir görüntü çıkıyor karşınıza. Sanki hiç bozulmamış, yılların verdiği zarara karşı inatla direnmeyi başarmış bir yapı var karşımızda.

BİR ASIRDIR KADERİNE TERK EDİLMİŞ

İzmir’in alevlere teslim olduğu 1922’deki büyük yangın felaketinden bu yana kaderine terk edilmiş bir kilise var karşımızda. Önce cemaatini kaybetmiş ardından da kutsallığını. Kilisenin yeni cemaati   Selanik’ten getirilen müslüman Roman vatandaşları olmuş bir anlamda. Bir zamanlar Rum mezarlığı bulunduğu için ‘Mortake, Murtaki,  Mortakia isimlerinin verildiği bölgede Murtaki Kilisesi olarak adlandırılmış...



Rumlardan kalan Ortodoks bir kilise mi, yoksa Ermenilerden kalan Katolik bir kilise mi olduğu konusunda net bir şey söylemek zor. 

YAZLIK SİNEMA, ODUN DEPOSU

Alsancak’ta Tekel’in tütün, TARİŞ’in incir işletmelerinde emek gücü olmuş bölge halkına kilise de ilk yapılış amacından çok farklı olsa da hizmet vermeye devam etmiş. Yaşı 50’yi geçen bölge sakinleri için bu kilise çocukluk anılarının canlandığı yazlık bir sinema demek. Yeni Doğan Sineması sıcak yaz günlerinde sırtını kilisenin duvarlarına dayamış izleyiciler için ev sahipliği yapmış yıllarca. Yazlık sinema devri kapandığında bu kez kilisemize düşen görev odun deposu olmak olmuş. Odun deposunun ardından bu kez kemik toplayan araçlara otopark olarak hizmet veren kilisenin çilesi yaklaşık on yıl önce mekanın ufak tefek eklemelerle kahvehaneye dönüşmesiyle son bulmuş. 

SADECE TAŞ DUVAR!

Yarım asrı bulan ömründe kilisenin bütün gelişimine tanıklık etmiş bölge sakini Murat İncekara’ya soruyorum, ‘kilisede zaman geçirmek nasıl bir duygu’ diye, bütün içtenliğiyle ‘ne olacak ki, taş duvar’ cevabını alıyorum. ‘Taş duvar’ ne kadar da soğuk bir kelime diye düşünüyorum ve ardından bir mekana kutsallığını veren nedir diye soruyorum kendime. İçinde bulunduğumuz mekan bir zamanlar kanlı canlı, tıpkı bugün o mekanda oyun oynayıp sohbet eden insanlar gibi, sizin gibi, hepimiz gibi insanlara kutsal bir mekan olarak hizmet veriyordu. Cemaatinin dağılmasıyla kilisenin üzerindeki kutsallığın da yok olması insanın içini acıtıyor. Üç duvarı ve çatısı sağlam kalmış, zamanın ve insanların hoyratlığına karşı inatla direnmiş bir mekan Murtaki Kilisesi. Erichh Fromm, ‘çiçekleri sevdiğini söyleyen biri çiçekleri sulamayı unutuyorsa aslında çiçekleri hiç sevmemiştir’ der. Biz tarihe sahip çıktığımızı söyleyip tam tersini yaparak Erichh Fromm’a hak veriyor gibiyiz. Geçmişimiz ortak ve galiba bu ortak geçmişimize sahip çıkmak kutsal bir görev olarak önümüzde duruyor…

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Gerçek İzmir