MENÜ
İzmir
Gerçek İzmir
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
“Ölemiyorum bile biliyor musun?”
Gönül Soyoğul
YAZARLAR
14 Temmuz 2020 Salı

“Ölemiyorum bile biliyor musun?”

“Bizim de bir çift sözümüz vardı

Nar çiçeği, gül dalı üstüne,

Dudaklarımızda kaldı.

Göremedik sıkıntısız yaşandığını,

Rahatın şiirini yazamadık.”

Erken başladım bu yıl kışlıklara. Dondurucuya atılacak domatesleri rondadan geçirip buzdolabı poşetlerine birer yemeklik sığdırmaya. Salça ve şişe domatesleri için erken. Eylül başına kadar zaman var daha.

Bamyayla buluşacak koruk suyunu da kışlık hazırlayacağım bu yaz. Tarator yapma hayali de kurarım hem. Başka hayal mi kaldı zaten, hayatın tadı iyiden iyiye kaçtığından beri,’ağız tadı’ aramıyor muyuz her yerde.. Bir zamanlar devrim hayali kuran kızdan, kışlık terator hayali kuran kadına dönüşmek mi zavallı olan, seni hayal fakiri yapan memleketin halleri mi, hadi ver cevabını verebilirsen…

Mutfak masasıyla çalışma masası birbirine karıştığından beri, sorular hep böyle.

*

“Ülkeyle ilgili korkularımın gelecek kaygısıyla harmanlandığı bir dönemde… Sohbetiyle beni her zaman dinginleştirmiş psikiyatr arkadaşım, ülkenin hiçbir zaman doğru dürüst bir demokrasiyle / hukukla / adaletle yönetilmediğini, ‘insan insanın kurdudur’u hiç unutmamam gerektiğini, bu sözün insanlık tarihi boyunca hep var olduğunu/var olacağını… Ve bu mealde ‘Pasiflora cümleleri’ni sıraladıktan sonra yüzümde dolaşan ‘ama’lara, itiraza hazırlanan kaşlarıma karşı, ‘hadi söyle bakalım, hangi zamanda yaşamak isterdin, şu dönemde dünyaya gelseydim diyebileceğin bir zaman dilimi var mı senin’ diye soruvermişti pat diye. Hiç düşünmemiştim, öylece durmuştum. Sonrasında… Enikonu düşününce, ‘şu tarihlerde ve şu yerde” diyebileceğim net / kararlı / iştahlı bir cevap da bulamamıştım işin ilginci.”

İki yıl önce bianet’teki yazımın giriş cümleleriydi bunlar.

O günden bugüne ‘hangi zaman diliminde yaşamak isterdim’in cevabını hala bulamamış olsam da ‘hangi zaman diliminde yaşamak istemezdim’in cevabı çok net:

Bugünleri yaşamak istemezdim, elimde olsa böyle bir dünyaya gelmek istemezdim…

"Cehennemde şeytanın ruhlara nasıl işkence ettiğini biliyor musun?"

-Hayır

“Onları bekletir.”(*)

Hepimiz kendi cehenneminde, bekliyoruz işte…

Koruk suyundan, bamyadan, teratordan nerelere geldik yine. Ekşi, yüz buruşturan, kekremsi  bir hayat yaşadığımızdan belki. Diyecek söz bulmakta zorlanmaktan, bulduğum sözü de kullanamamaktan yorulmaktan ya da.  Bulduğunu diyememekten…

“Benim de yaban bir çığlığım vardı,

çok zaman oldu, teslim ettim onu rüzgara.

Kışa girdik kıştan çıktık

Ama değişmiyor insan

karınca duası diyorlar ördüğüm yola” (**)

Adalet Ağaoğlu da öldü. Aslında onun isteği doğrultusunda ‘nihayet ölmeye yattı’ diyebilirdim de elim varmadı, içim elvermedi. Oysa iki ay önce bir röportajda, “Yaşadığınız bu dönemde dünyaya gelmiş olmaktan memnun musunuz?” diye soran Çınar Oskay’a, “Hayır. Bu kadar uzun yaşamayı istemezdim, dünyanın bu halini görmeseydim…” diyordu.

“Ben yalnızken yazmaya alışığım. Eskiden şehri terk ederdim yazmak için. Şimdi yapamıyorum. Yardımcım sürekli benimle. Ölemiyorum bile biliyor musun? Öyle bir şansım yok. Sürekli başımda. Bu kadar uzun yaşamak istemedim. Niye yaşayayım? Yaşadığımı yaşadım zaten.”

Üretmeden yaşamaya yaşamak demeyen bir edebiyat insanından bunu duyduğumdan… İsteği içimi sızlatsa da bekleme odasındaki cehennemin bittiğini bilmenin huzurunu yaşattı bana ölüm haberi. Kitaplarıyla sonsuza dek yaşayacağını bilmenin rahatlığı var elbet üzerimde. 19 yaşında tanıştığım ‘Ölmeye Yatmak’ mıh gibi aklımdayken, adı daha o zaman ölümsüzlüğe yazılmışken, ardında bıraktığının boşluk değil edebiyat olduğunu bilirken üzülmek niye? Artık yazamadığına, ölmeye yatamadığına yandığı için üzülmüştüm en çok. ‘Öteki yarım’ dediği, “Benim yarım gitti. Halim gittiğinden beri yarım insanım. Yarımım. Bütün değilim, bunu bilin. Onun için şimdi hem yarımım, o yok; hem de gördüğüm şeyler hep ölüm kıyım üstüne” dediği 64 yıllık can dostu/eşi Halim’ine kavuştuğunu, huzur bulduğunu düşünmek huzur veriyor artık, acı değil… Dünyanın bundan sonraki halini görmeyecek olması da ayrıca teselli verici.

“herkes en az iki dil biliyor, ne mutlu

herkes birkaç insan, birkaç cennet, birkaç ömür

bense hep yarım ağız konuşuyorum

dilim pek dönmüyor, hem utanıyorum

bir ömrüm daha olsa sıkılırım diye düşünüyorum.”(***)

*

"Şiir fesleğen çiçeği gibi. Geçerken eliniz değer, müthiş bir koku; genziniz bayram eder. Şiirin az okunması değil mesele, hayatımızdan iyice çekilmesi acı. Şiir sadece sözcüklerle yazılmaz. Bazen bir jest, bir mimik, bir ince marifet de şiir olabilir. Katır kutur bir hayat yaşıyoruz. Mizah ve şiir bu hayatı biraz inceltmeye çalışıyor" demişti Metin Üstündağ bir söyleşide şiir hakkında.

Şiir yazamasam da yazıya şiirle başlamayı seçmek, ‘hayattan bıkmış’ gibi duran yazılara fesleğen kokusu eklemeyi istemek sanırım. Yemeği güzelleştiren, iştahlandıran baharatlardır ya hani, öyle işte. Hayatımızdan iyice çekilmesin, minik de olsa bir katkı olsun diye.

Nefes alamıyoruz çünkü. Gazetecilere, ‘karanlık bir tünele girdiğimizi’ söyleyen “Birinci konu özgürlük. Yenilikçi, inovatif, teknoloji üretimi için insanın kendisini özgür hissetmesi lazım’ın altını çizen DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, ‘Gençlerde ‘boğulma hissi yaygın’ demiş. Doğrudur. Ama onlara bıraktığımız mirası gördükçe, hangi günlere gebe olduklarını düşündükçe…  Kaç kuşağın ölmelere, işkencelere, sürgünlere, acılara rağmen başaramadıklarına/başaramadıklarımıza baktıkça, biz de boğuluyoruz, belki onlardan da çok.

İçimizde düğümlenenleri “Göremedik sıkıntısız yaşandığını/Rahatın şiirini yazamadık” dizeleriyle anlatan Rıfat Ilgaz’ın ruhu şad olsun; rahatın yazısını da yazamadık velhasıl.  İki dirhem bir çekirdek kelimeler  içimizde takılı kaldı, bulamadık. Ne kadar açsak da zihnimizin pencerelerini…. Küf kokusundan, rutubetten azat eylemeyemedik.  Ne kendimizi, ne ülkemizi. Gerçekten üzgünüm, çok…

(*)Ruh, Carl Gustav Jung

(**)Karınca duası, Birhan Keskin

(***)Taştaki Dikiş İzi, Devrim Horlu, “Diş İzlerimle Dolu Rüzgâr” başlıklı şiirinden

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Gerçek İzmir