MENÜ
İzmir
Gerçek İzmir
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
'19 Mart' duruşmasına CHP'den tepki: ‘Erdoğan’a diktatör dedin mi?’ sorusu soruluyor!
Güncel
20 Şubat 2026 Cuma 10:13

'19 Mart' duruşmasına CHP'den tepki: ‘Erdoğan’a diktatör dedin mi?’ sorusu soruluyor!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, 4'ü tutuklu üniversite öğrencisi olmak üzere 22 kişinin “Erdoğan’a diktatör dedin mi, demedin mi” soruları üzerinden yargılandığını belirterek “'Eğer Erdoğan diktatör olsaydı ona diktatör diyebilir miydiniz' soruları sorulurdu AK Parti destekçileri tarafından muhalif yurttaşlara. Bugün 22 kişiye 'Erdoğan'a diktatör dedin mi, demedin mi' soruları soruldu. Bu yargılama tamamen bunun üzerine" dedi.

GERÇEKİZMİR - CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, 4'ü tutuklu üniversite öğrencisi olmak üzere 22 kişinin “Erdoğan’a diktatör dedin mi, demedin mi” soruları üzerinden yargılandığını belirterek “'Eğer Erdoğan diktatör olsaydı ona diktatör diyebilir miydiniz' soruları sorulurdu AK Parti destekçileri tarafından muhalif yurttaşlara. Bugün 22 kişiye 'Erdoğan'a diktatör dedin mi, demedin mi' soruları soruldu. Bu yargılama tamamen bunun üzerine" dedi.

İzmir Barosu’nun 2021–2022 ve 2022–2024 dönemlerinde görev yapan başkan ve yönetim kurulu üyelerinin Anayasa Mahkemesi kararlarını uyguladıkları gerekçesiyle yargılandıkları davada beraat kararı verildi. Öte yandan Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla aralarında 4’ü tutuklu üniversite öğrencisi olmak üzere 22 kişinin yargılandığı dava da İzmir Adliyesi’nde görüldü. Duruşmalar sürerken CHP Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, CHP İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın ve CHP İzmir İl Başkan Vekili Murat Aydın adliye önünde basın açıklaması yaptı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, İzmir Barosu’nun önceki yönetimine yönelik dava ile 19 Mart sürecinde “Cumurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla öğrencilere yönelik görülen duruşmaya ilişkin açıklamalarda bulundu. Gökçen, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasının suç değil, aksine uygulanmamasının suç olduğunu vurguladı.

Gökçen, İzmir Barosu yöneticileri hakkında görülen davada verilen beraat kararının sevindirici olduğunu ancak böyle bir sürecin yaşanmasının dahi hukuk ve adalet adına “utanç verici” olduğunu ifade etti. “Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamak suç değildir. Tam tersine, bu kararları uygulamamak suçtur ve bunu her defasında hatırlatacağız” dedi. Gökçen, şunları kaydetti: "

ugün İzmir'de adliyede iki ayrı dava takip ediyoruz, ettik. Birincisi İzmir Barosu'nun önceki yönetiminin davası. Önce zaten sevgili Murat Aydın ve Yüksel Taşkın açıkladılar bu iki davayla ilgili bilgileri. Birincisi İzmir Barosu'nun önceki yönetiminin davası. Aslında Baro Başkanı'na ve yönetimine şu soru soruluyor: Neden Anayasa Mahkemesi kararlarını uyguladın? Bu kadar açık, bu kadar net. Bunu tekrar hatırlatmak isteriz ki Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamak suç değil. Tam tersine, Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamamak suçtur. Bunu her defasında hatırlatmaya devam edeceğiz. Bugün nasıl rahipliği savundu diye insanlar yargı tehdidiyle karşılaşıyorlarsa, hem de bakanların ağzında; bir taraftan da baro yöneticileri Anayasa Mahkemesi kararlarını neden uyguladın diye yargılandılar.

Ve bugün aldığımız beraat kararı her ne kadar sevindirici olsa da böyle bir sürecin yaşanmış olması bile başlı başına hukuk adına, adalet adına, anayasal bir düzen adına utançtır. Hepimiz bundan utanç duyuyoruz. Ve bu davanın beraatle sonlanmış olmasından dolayı elbette memnunuz. Ancak duruşmaya dair bir hususun altını çizmek istiyorum. Bu duruşma gerçekleşirken avukat arkadaşlarımız, baro yöneticileri itiraz ettiler ve sonra bu hatadan geri adım atıldı. Ancak polis gözetimi altında, silahlı polis gözetimi altında duruşma görülemez. Böyle bir yargı düzeni olamaz. İzmir Barosu davasında hâkim kararıyla, hâkimin talimatıyla duruşmadan çıkarıldılar. Ancak öğrencilerin yargılandığı diğer duruşma, maalesef silahlı kolluk kuvvetlerinin varlığı devam ederken sürüyor."

“Silahlı polis gözetiminde duruşma olmaz”

22 kişinin yargılandığı 19 Mart sürecine ilişkin görülen duruşmaya da değinen Gökçen, duruşmada silahlı polislerin salonda bulunmasına tepki gösterdi. İzmir Barosu davasında yapılan itiraz sonrası bu uygulamadan geri adım atıldığını belirten Gökçen, başka bir dosyada ise öğrencilerin yargılandığı duruşmanın silahlı kolluk kuvvetlerinin varlığı sürerken devam ettiğini, hâkimin polisin dışarı çıkarılması talebini reddettiğini söyledi.

Gökçen şöyle konuştu: “Duruşmaya dair bir hususun altını çizmek istiyorum. Bu duruşma gerçekleşirken avukat arkadaşlarımız, sevgili baro yöneticileri itiraz ettiler ve sonra bu hatadan geri adım atıldı; ancak polis gözetimi altında, silahlı polis gözetimi altında duruşma görülemez. Böyle bir yargı düzeni olamaz ve İzmir Barosu davasında duruşmadan çıkarıldılar, hakim kararıyla, hakimin talimatıyla; ancak öğrencilerin yargılandığı diğer duruşmada maalesef duruşma kolluk kuvvetlerinin, silahlı kolluk kuvvetlerinin varlığı devam ederken sürüyor ve hakim polisin dışarı çıkarılmasına yönelik talebi de reddetti. Şimdi şöyle düşünün: Gençler orada, 22 kişi hakkını savunduğu için sokağa çıkan yurttaşlar, slogan attın mı atmadın mı sorusuyla muhatap olan yurttaşlar; öbür taraftan da dördü tutuklu gençler, daha önce gözaltına alınmış olan, şu an tutuksuz olan gençler de var aralarında. Bazıları şunu söylüyorlar: Bizler gözaltına alınırken şiddete uğradık, işkenceye uğradık, gözaltı süreci boyunca susuz bırakıldık, ilaçlarımıza erişemedik. Şimdi düşünün ki gözaltı süresi boyunca yaşanan haksızlıklardan, hatta kötü muameleye varan olaylardan bahseden gençler, tam da bu kötü muameleyi yaptığını iddia ettikleri kişiler izlerken bir duruşma sırasında savunma yapmaya mecbur bırakılıyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Ve bu itirazlara rağmen bu sorun hâlâ çözülmüş değil; duruşma devam ediyor.”

“22 kişiye ‘Erdoğan’a diktatör dedin mi?’ sorusu soruluyor”

Gökçen, 19 Mart sürecinde aralarında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu birçok isim hakkında yürütülen işlemlere atıfta bulunarak, sonrasında gençlerin barışçıl protesto hakkını kullandığını söyledi.

22 kişinin “Erdoğan’a diktatör dedin mi, demedin mi?” sorusuyla yargılandığını belirten Gökçen, şu ifadeleri kullandı: “Duruşma devam ederken düşünün ki birkaç yıl öncesine kadar şöyle cümleler duyuyorduk: “Eğer Erdoğan diktatör olsaydı ona diktatör diyebilir miydiniz?” soruları sorulurdu AK Parti destekçileri tarafından muhalif yurttaşlara. Bugün 22 kişiye, “Erdoğan'a diktatör dedin mi, demedin mi?” soruları soruldu. Bu yargılama tamamen bunun üzerine. Ve neden 19 Mart'ta Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere birçok siyasetçiye, bürokrata yapılan bir operasyonda gözaltına alındılar, sonra tutuklandılar? Ve sonra iktidarın ezberini bozan, Erdoğan'ı son derece rahatsız eden bir gelişme yaşandı. Ne oldu? Gençler sokağa çıktılar, üniversitelerde barikatları açtılar, sokağa çıktılar, itirazlarını dile getirdiler ve barışçıl protesto hakkı her ne kadar kriminalize edilmeye çalışılsa da bugün Türkiye'de bu haklarını kullandılar. Ve gençler bu hakkını kullandığı için Saraçhane’de ve Türkiye'nin birçok ilinde hâlâ milyonlar sokağa çıkıyor, toplanıyor ve itirazlarını dile getiriyor. Çok daha güzel bir gelecek özlemini milyonlar birbiriyle kucaklaşarak ifade ediyor. İşte rahatsız olunan tam da budur bugün ve dört genç arkadaşımız tam da sadece bu yüzden tutukludur. Ve bir konuyu daha ifade etmek istiyorum: Cumhurbaşkanına hakaret diye bir suç düzenlendiği yıllarda cumhurbaşkanlığı tarafsız ve partilerden uzak, sembolik bir görevi olan bir statüydü. O zaman cumhurbaşkanına hakaret suçunun düzenlenme sebebi bu sembolik, tarafsız statünün korunmasıydı. Ancak bugün artık taraflı bir cumhurbaşkanı söz konusu, bir partinin genel başkanı bugün cumhurbaşkanı ve ağzından muhalif yurttaşlara dair her türlü hakareti her gün işitiyoruz, her gün duyuyoruz. Şimdi böyle bir kişiye yönelik hakaret suçu artık düzenlendiği amacı gerçekleştirmemektedir; tam tersine onunla rakip olacak herkesin yok edilmesine dair, onun karşısına itiraz edecek her gencin ailesinden bile intikam alınmasına dair bir siyasi karar verilmiştir. Bu kararın, tutuklama kararının bugün artık sonlanmasına… Bu kadar uzun süre sonra, yani gençler sokağa çıktıktan dokuz ay sonra tutuklandılar. Dokuz ay boyunca normal hayatlarını devam ettirdiler ve dokuz ay sonra gençler bugün sınavlarına giremediklerini ifade ediyorlar; cezaevinde sınavlarını takip edemedikleri için akademik hayatları, eğitim hayatları etkilenmiş durumda. Bazıları ilaçlarına düzenli olarak erişmediğini ifade ediyor ve birçoğu da elbette 14 kişilik kapasitesi olan koğuşlarda 40'tan fazla kişi olarak kaldıklarını söylüyorlar. Bir genç arkadaşımız da çok daha ciddi suçları işlemiş olan kişilerin kendilerinden çok daha önce tahliye olduğunu da ifade etti. Bizler Cumhuriyet Halk Partililer olarak bu davaları elbette takip etmeye devam edeceğiz; ancak hepsinden önemlisi biz şuna inandık ve her zaman şunu söyledik: “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” dedik. Biz bunu inanarak söylüyoruz, milyonlarla biz bu cümleye inanarak buluşuyoruz sokaklarda, meydanlarda, adliyelerde ve elbette siyasetin her türlü mecrasında mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Bu topraklarda demokrasinin yerleşebildiği, demokrasinin hayata geçebildiği bir geleceği elbette hep birlikte, dayanışma içinde inşa edeceğiz. Hepinize saygılar sunuyoruz."

Taşkın: "Bu gençlerin yerleri üniversitelerdir"

CHP İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın ise şu açıklamaları yaptı:

"Ben siyaset bilimi kökenli bir milletvekiliyim. Ama sürekli adliyelerde ve cezaevlerinde olduğum için keşke hukuk diplomasını alsaydım diyorum. Farkındaysanız bir ironi yaptım ama hayat hepimizi hukukçu yapmak üzere. Burada pırlanta gibi gençlerimiz yargılanıyor. Daha önce cezaevinde ziyaret ettim dört tutuklu arkadaşımızı. Savunmalarını yapan gençlere baktığımda ben gurur duydum. Bu gençlerin yerleri üniversitelerdir, iş yerleridir, kampüslerdir, eğitim kuruluşlarıdır; kendi geleceklerini inşa edecek yerlerdir. Cezaeviyle, tutuklanmayla, hatta soruşturmayla dahi bir ilişkileri yok. Tabii empati o kadar önemli bir şey ki çocuğunuzun elinde kelepçeyle önünüzden geçmesinin ne kadar büyük bir acı olduğunu herkesin ama herkesin anlaması lazım.

Siyasi mücadelelerimiz yüzünden, siyasi hırslarımız yüzünden rakiplerimizi düşmanlaştırarak kimseye bu kötülüğü yapmamamız gerekiyor diye düşünüyorum. Bunun yanında tabii süreç o kadar hızlandı ki aynı anda iki dava izlemeye başladık. Baromuz, geçmiş dönem yönetimi, gurur duyduğumuz İzmir Barosu anayasayı savunduğu için neredeyse suçlanıyordu. Onların bu davadan beraat etmeleri aslında Türkiye adına, Türkiye'de hukuk adına, yargı adına bir kazanımdır. Çok çok mutlu oldum. Bazen böyle güzel haberler de alıyoruz. Ayrıca bir güzel haber daha vereyim. Öğrencilerimizin, sadece öğrenciler yok ama çoğunluğu öğrenci olan, üniversite öğrencisi olan arkadaşlarımızın yargılandığı davada savcı mütalaasında tutuklu olan arkadaşlar için tahliye istemiş. Olumlu bir gelişme. Umarım bu arkadaşlarımızın hepsi huzur içinde ailelerine kavuşur. Geleceklerini inşa eder. Toplumsal hayatımıza fayda sunmaya, gelecekte ülkelerine hizmet etmeye devam ederler. Onların kalbini kırmaya hiç gerek yok. Bu tür süreçlerde onları yıpratmaya hiç gerek yok. Umarım bu ülkeyi yöneten herkes bu süreçlerden ders çıkarır ve temel özgürlüklerini, haklarını kullanan insanları cezaeviyle sınamaktan siyaset vazgeçer. Bu çünkü çok ilkel bir davranış, bu topluma yakışmıyor. Bunu el birliğiyle Türkiye'nin, Türkiye'nin siyasetinin aşması lazım. Türkiye'deki siyaset sınıfının hukuku vasıta kılarak bu topluma yarattığı bu kötülükten bu ülke kurtulmalı. Çünkü toplum bu şeylerin çok ilerisinde."

"Siyasi iktidarın kara düzeniyle mücadele etmeye devam edeceğiz"

CHP İzmir İl Başkan Vekili Murat Aydın, "Ülkenin hukuksuz düzeninin geldiği, ülkenin kara düzeninin geldiği yer herkesin mağlumu. Bugün İzmir'de yine hukuksuzlukla ve adaletsizlikle karşı karşıyayız. Biz yine hukukla, adalet talebiyle mücadele etmeye devam ediyoruz. Bugün İzmir Barosu'nun iki dönem yönetim kurulu hakkında açılan haksız, hukuksuz davanın duruşması görüldü ve nihayet dava sonuçlandı ve İzmir Barosu Yönetim Kurulu hakkında beraat kararı verildi. Elbette beraat kararı verilmesi sevindirici. Ama böyle bir davanın açılmış olması, sanık sandalyesine avukatların, baro yönetiminin konulmuş olması tek başına bir hukuksuzluk. Yine bugün 19 Mart sonrası halkın tepkilerine ilişkin eylemleri sönümlendirmek isteyen siyasi iktidarın hınçla gençlerin üzerine yürüdüğü davaların birisi daha görülüyor. Dördü tutuklu pek çok genç bugün yargılanıyor. Umuyoruz ve diliyoruz ki bu gençlerimizi de bugün tahliye kararı ile birlikte alacağız. Ama hukuksuzlukla, adaletsizlikle, bu siyasi iktidarın kara düzeniyle mücadele etmeye devam edeceğiz" dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ve İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın, 19 Mart sürecinde İzmir'de yapılan eylemlerde "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla gözaltına alınarak tutuklanan gençlerin davası öncesinde şunları kaydetmişti:

“Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınıp tutuklandığı ancak sadece onunla kalmayıp gençlerin de direnişinin tarihi geçtiği 19 Mart darbe sürecinde sokağa çıkan, barışçıl gösteri ve itiraz hakkını kullanan gençlerin şimdi aradan aylar geçmesine rağmen sloganları sebebiyle önce gözaltına alındıkları sonra da tutuklandıkları bir süreç yaşadık.

ERDOĞAN’I ELEŞTİRDİKLERİ İÇİN TUTUKLULAR

Bugün hala aralık ayında tutuklanmış olan dört genç tutuklu ve bugün duruşması görülecek. Arkadaşlar sadece ve sadece attıkları sloganlar nedeniyle tutuklular. Sadece ve sadece itiraz ettikleri için, Erdoğan'ı eleştirdikleri için tutuklular. Barışçıl gösteri haklarını kullandıkları için tutuklular. Bu düzene itiraz ettikleri için ve her söylenene evet demedikleri için bugün özgürlüklerinden mahrumlar.

BİZİ MAHKEMELERDE SİYASET YAPAR POZİSYONA ÇEKMEYE ÇALIŞIYORLAR

Şunu hatırlatmak isterim ki gençlerin, gazetecilerin sıradan gözaltına alıp tutuklandığı, yatarı olmayan suçlardan tutuklanmaları artık bir kural, sıradan bir iş haline geldi. İktidarın korktuğu tam da bu itiraz ve dayanışmanın kendisidir. Çünkü bizler ne kadar baskılara rağmen sesimizi cesaretle yükseltmeye devam edersek işte o zaman zaten sesimize ve siyasetimize karşı siyasetini ortaya koyamayanlar, itirazımıza ve eleştirlerimize karşı cevap veremeyenler bizleri sürekli mahkeme önlerinde arkadaşlarımıza destek olmak üzere toplanıp mahkemelerde siyaset yapar pozisyona çekmeye çalışıyorlar. 

GENÇLER ÜZERİNDEN YARGI SOPASI ÇEKİLSİN İSTİYORUZ

Ancak biz tüm bunlara rağmen itirazlarımızı yükseltmeye devam edeceğiz. Çok daha güzel günler için siyaset yapmaya devam edeceğiz. Bugün umuyorum ki dört arkadaşımızın özgürlüğüne kavuştuğu gün olacak. Tahliyelerini bekliyoruz arkadaşlarımızın. Yargılanan gençlerden artık yargı sopasının çekilmesini istiyoruz. 19 Mart sürecinde tutuklanan gençler de gözaltına alınan gençler de gözaltına alınırken şiddete uğrayan tüm gençler de ve hukuksal takip ettiğimiz sürece baskıya uğrayanlar, aileleri mağdur olanlar, yurtlarından atılan, bursları kesilenler ve bunun gibi baskılara orya tüm gençler hiç kimse yalnız değil."

TAŞKIN: GENÇLERİ KRİMİNALİZE ETMEYİN

CHP İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın ise şu ifadeleri kullandı: "Ben bu dört genç arkadaşımızı cezaevinde ziyaret ettim. Karşımda pırlanta gibi dört genç gördüm. Şaşırdım mı? Hayır. 19 Mart sürecinde Silivri’de gözaltına alınıp tutuklanan gençleri de ziyaret etmiştim. Onlar da aynı şekilde pırıl pırıl, geleceğe umutla bakan gençlerdi.  Cezaevlerinde yaşanan yoğunluğu ve zorlukları birebir yaşıyorlar. Orada bu toplumun ürettiği eşitsizlikleri de yakından görüyorlar. Çünkü cezaevleri büyük ölçüde yoksul insanların bulunduğu yerler haline gelmiş durumda. Şunu da görüyoruz ki bu gençler bulundukları yerde de öğrenmeye, düşünmeye, kendilerini geliştirmeye devam ediyorlar. Çıktıklarında mücadele ettikleri değerlere daha da sıkı sarılacaklarına inanıyorum. Aslında iki yöntem var. Birincisi; dinlemek ve saygı göstermek. Boğaziçi Üniversitesi’nde Genel Başkanımızla birlikte gençlerle bir araya geldik. Onları dinledik, anlamaya çalıştık, müzik yaptılar, konuştular; biz de saygı gösterdik. İkinci yöntem ise baskı uygulamak, susturmaya çalışmak. Oysa ben şunu hayal ediyorum: Cumhurbaşkanı, hakkında hakaret davası açtığı yüz binlerce insandan bir kısmıyla bir masa etrafında oturup konuşsaydı, belki birçok şeyi daha farklı değerlendirebilirdi. Belki çok mu hayalciyim, bilmiyorum. Bugün Ege Üniversitesi KYK yurdunda da gençler en temel anayasal haklarını kullanarak dinlenmek ve anlaşılmak istiyor. Buradan açıkça söylüyorum: O gençleri kriminalize etmeyin.”

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Benzer Haberler
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2026 Gerçek İzmir