Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Körfez ülkelerinin büyük bir kısmı savaşın çıkmaması için çok çalıştı. İran’ın körfez ülkelerini bombalaması inanılmaz derecede yanlış bir strateji." dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT Haber Özel Yayın'ında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:
"Savaşın etkileri İranla sınırlı kalmıyor"
Çok kritik günlerden geçiyoruz bölgemiz adına, özellikle. Şu ana kadar bölgede son 20 yıldır büyük acılar, savaşlar yaşandı ve son yaşadığımız bu büyük savaş, İran'la olan savaş. Tabii savaşın etkilerine baktığımız zaman İranla sınırlı kalmıyor. Çok önceden de tahmin ettiğimiz gibi bölgenin tamamına yayılıyor.
İran'ın burada şöyle bir strateji izlediğini görüyoruz: Kendisine yönelik nihai bir saldırı değerlendirmesinde bulunduğu anda 'Ben gidersem bölgeyi de beraberimde götürürüm' stratejisiyle bölgedeki diğer ülkelere, özellikle enerji altyapılarına... İran şunun çok iyi farkında; bölgedeki kritik ülkelerde bulunan enerji altyapılarının dünya ekonomisi için, istikrarı için, enerji güvenliği için ne kadar önemli olduğunu biliyor. Buralara yönelik saldırılarını yapıyor. Kendisi taarruza uğradıkça baskı unsurunu buradan oluşturmaya çalışıyor.
Şimdi tabii savaşın ne kadar süreceği ne olacağı meselesi tartışmalı bir konu, çeşitli değerlendirmelere açık bir konu. Burada önemli olan şu; saldıran tarafların amaçları ne? Neyi hedefliyorlar? Burada iki tane ana amaç kümesi ortaya çıkıyor baktığınız zaman. Birinci kümede; İran'ın sahip olduğu askeri yeteneklerin ortadan kaldırılmasıyla ilgili bir askeri profesyonel değerlendirme var. 'Bu amaca ulaşana kadar biz bu harekatı devam ettireceğiz' görüşü var. Diğer taraftan da bir rejim değişikliğini hedefleyen bir askeri harekat perspektifi var.
Şimdi bu iki hedefe göre savaşın süresi değişir, şekli de değişir. Yayılma tarzı, oluşturacağı riskler de değişir; bu ikisi çok farklı konsept. Dolayısıyla biz şimdiden özellikle belli ülkelerle bir araya gelerek belli bir görüş oluşturup, daha kötüye gitmesini nasıl engelleriz, bununla ilgili çalışmalarımızı yapıyoruz.
“İsrail ABD’ye muazzam baskı yaptı”
Körfez ülkeleri, büyük bir kısmı, yani bu savaşın çıkmaması için çok çalıştılar esas itibarıyla. Yani ben yakından şahidim. Saldırıdan bir saat öncesine kadar Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı savaşın çıkmaması için uğraşıyordu. Yani aslında İran'ın lehine olacak bir noktada faaliyet gösteriyordu.
Ama buna rağmen İran'ın hiçbir ayrım yapmadan arabulucu Umman'ı, Katar'ı, Kuveyt'i, Bahreyn'i, Suudi Arabistan'ı, Birleşik Arap Emirlikleri'ni, Ürdün'ü; yani bütün buraları bombalaması bence inanılmaz derecede yanlış bir strateji. Yani bölgedeki riski zaten çok ciddi yükseltiyor ama diğer taraftan kendisi perspektifinden bakıldığı zaman da son derece yanlış bir strateji.
Dostlarımız açısından baktığımız zaman da bizim de kendi stratejik değerlendirmemiz açısından İran adına yanlış bulduğumuz bir husus. Yani kendisi bir savaş içindeyken, bir saldırı altındayken kendisine zararı dokunmayan üslerini, bölge hava sahasını saldıran taraflara açmamış, kendinde bulunan üslerden uçakların kalkmasına izin vermemiş, bunu önceden Amerikalılara ve İsraillilere deklare etmiş ve bir nevi bir nötrlük (tarafsızlık) politikası belirlemiş, bununla da yetinmeyip savaşın durdurulması için çalışmış bu ülkelere bu türden bir taarruz; tabii ki İran'ın aslında tehdit algısının nihai kertede ne derece ciddi olduğunu gösteriyor. Dediğim gibi, yani temel strateji: "Eğer ben batacaksam benimle beraber bölgeyi de batırırım" stratejisi yani.
Şimdi tabii burada dikkatli bir dil kullanmam lazım. Çünkü çok yakından şahit olduğumuz konular var. Bunlar hani mesleğimiz gereği bize emanet edilmiş konular ama kamuoyunun da bilgilendirilmesi gerekiyor. Bu ikisi arasındaki bir dengeyi tutarak nasıl gidebileceğiz, bir deneyelim bakalım şimdi.
Şimdi birincisi, ocak ayında hava çok ısındı. Yani gerçekten bir savaş tehlikesi vardı. Yani bu noktada özellikle 27 Ocak günü Cumhurbaşkanımızın Sayın Trump'la yaptığı görüşme tarihi bir görüşmedir. Yani o görüşmenin detaylarına girmek istemiyorum. Yani o günlerde Amerika bir karar verme arefesindeydi, saldırıyla alakalı.
30 Ocak'ta da biz İstanbul'da İran Dışişleri Bakanı Arakçı'yı ağırladık. Yani Trump'la yaptığımız, Amerikalılarla yaptığımız görüşmelerde şunu gördük ki yani Amerikalılar çok ciddiler, bir karar baskısı altındalar. Hatta bir gece beni aradılar yani böyle bir şey için. Ben anladım ki o noktada bir sıkıntı var ocak ayı içerisinde. Cumhurbaşkanımıza konuyu arz ettik. Bir telefon görüşmesi de yaptık kendisiyle, Trump'la ayın 27'sinde.
O günler gerçekten çok karanlık anlardı. "Bu savaş çıktı, çıkacak; saldırı oldu, olacak..." Neyse, biz gittik Arakçı'yı getirdik. Arakçı 30 Ocak'ta İstanbul'daydı. Yaptığımız görüşmelerde bir formül geliştirdik. Bunu hemen Amerikalıları aradım, söyledim. Dedim ki: "Şu şartlarda bir görüşme aslında olabilir." Onun şimdi detayına girmek istemiyorum. Yani ikiye böldük görüşme konularını. Çünkü Amerikalılar 4 meseleyi aynı anda İranlılara dayatıp meseleyi çözmek istiyordu. İranlılar da bunu istemiyorlardı. Biz dedik ki; ikisini siz tartışın, ikisini de biz bölge ülkeleri olarak tartışalım. Böyle bir aslında görüşme mimarisi önceden oluşturduk.
Bunu Amerikalılara anlattığımızda "Tamam" dediler. "Hemen de gelebiliriz" dediler aslında.
İranlı dedi ki: "Ya ben bir gideyim bunu kendi karar mercilerimden bir geçireyim." Sonuçta İranlı gitti, kendi karar mercilerinden geçirdi, eski formata döndü. Hatta ben ama şunu gördüm: 1-2 gün içinde çıkması muhtemel savaş, bir müddetliğine durdurulmuştu. Hatta o sırada yapılan mülakatta da bana sorulduğunda söylemiştim; şu an itibarıyla savaş yok. En son herhalde 8-9 Şubat'ta bunu söyledim. Savaş 28 Şubat'ta daha sonra çıktı. 6 Şubat'ta bir görüşme oldu Umman'da. Daha sonra en son görüşme de 26 Şubat'ta Cenevre'de yapıldı.
Şimdi burada tabii kim haklı kim haksız görüşmeler açısından çok şeye gitmiyorum ama şu yapılmalıydı: Görüşmelerin en azından, karşı tarafın tutumu kabul edilmese de Amerikalılar "Tamam ben bu görüşmelerden çekiliyorum, benim istediğim sonucu vermedi" resmi beyanında bulunmalıydı. Yani bu beyanda bulunmalıydı ki yani görüşme aslında usulüne uygun gitsin.
Ben iki tarafla da görüştüm en son 27 Şubat görüşmesinden sonra. Yok, üç tarafla görüştüm tabii yani; İranlı, Arabulucu ve Amerikalılar. Anladım ki şey, konu iyiye gitmiyor.
Şöyle, şimdi İranlıların kafasındaki çözüm şekli ve hızıyla Amerikalıların ihtiyacı olan hız, başta bir şey vardı, aynı değildi tabii yani orada bir sıkıntı vardı. Ama günün sonunda biraz daha gidilseydi nükleer meselede arzu edilen sonuca ulaşılabilirdi diye düşünüyorum.
Ama ne kadar kolay olurdu onu tabii değerlendirmek şu anda mümkün değil. Çünkü İranlılar bir şeyleri verme karşılığında birtakım şeyleri istiyorlar. Onların verilebilirliği meselesi de ciddi bir zaman alacaktı. Amerikalılar da burada askeri yığınaktan dolayı da bir zaman baskısı altında. Bir taraftan da İsrail'in muazzam bir baskısı var.
Ben şuna inanıyorum; yani İranlılar aslında Başkan Trump'ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup onun eline daha önceden bir şey verselerdi, İsrail'in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi. Ama olan da hayır vardır diyelim. Onlar farklı değerlendirdiler tabii durumu ve bugün işte 28 Şubat itibarıyla da savaş başladı.
"Bütün senaryoları masaya yatırıyoruz"
Biz kendimizle ilgili bütün senaryoları çok profesyonel bir şekilde, kurumlar arası koordinasyon toplantılarıyla masaya yatırıyoruz. Tabii bu toplantılar sahadaki gelişmelere göre şekilleniyor. Yoğun bir koordinasyon faaliyeti içerisindeyiz. Özellikle bir insani cephede olan birtakım konularla ilgili yapılan koordinasyon toplantıları var. Bizim Milli Savunma'nın ve MİT'in içinde bulunduğu sürekli güvenlik değerlendirmeleriyle ilgili koordinasyon toplantılarımız var. Cumhurbaşkanımızı hemen hemen saatlik bu konularda bilgilendiriyoruz. Sürekli kendisini bilgilendiriyoruz. Varsa talimatlarını alıyoruz, onayına arz ettiğimiz hususlar var, onları arz ediyoruz. Bu bir kriz yönetimi. Yani bu kriz yönetimine de biz devlet olarak, hükümet olarak çok alışığız, kurumsallaşmış durumdayız. Bununla ilgili takip etme, raporlama, görüş geliştirme, senaryo geliştirme... Onlarda bir sıkıntımız yok.
Tabii bu senaryoların hepsini burada speküle etme durumunda değiliz. Adı üstünde senaryo. Yani biz profesyonel olarak bütün olasılıkları gözetmek durumundayız. Ona göre de ilgili devlet kurumlarıyla, kamu kurumlarıyla koordinasyonu yapmamız ve onlara "hazır ol" uyarısında bulunmamız gerekiyor.
Şimdi burada şöyle bir husus var. Bunun uzun süreli cereyan etmesi tabii ki şu anda etkisini görmeye başladık; enerji piyasalarında ilk vurulduğu yer enerji piyasaları oldu. Bu enerji piyasaları tabii daha sonra Avrupa ülkelerinde burada enerji açığına sebep olduğu gibi enflasyon üzerinde de ciddi bir baskı artışına gidecek. Biliyorsunuz Rus petrolleri üzerinden zaten piyasalar belli bir baskı altına gelmişti ama devam eden 4 yıllık savaştan sonra o bir piyasa tarafından hazmedilen, alınan bir parametreye dönüştü. Ama burada şimdi yeni bir risk alanı var. Bu risk alanına marketlerin alışması büyük bir sıkıntı oluşturacak gibi gözüküyor.
Diğer taraftan bölge ülkelerinin, saldırıya uğrayan ülkelerin cevap verme hakkını kullanması durumunda, savaşın cephesinin iki taraflı genişleyeceği konusunda da bir değerlendirme var. Bu da ciddi bir bizim için risk ve problem alanı açıkçası. Çünkü o ülkelerle konuştuğum zaman şunu çok rahat görüyorsunuz. Yani sadece Amerikan üsleri hedef alınmıyor. O ülkelerin enerji altyapıları hedef alınıyor. Birtakım sivil kuruluşlar hedef alınıyor. Yani bunlar tabii ki belli bir noktadan sonra devam ederse, onların da hani sessiz kalmasını mümkün kılmayacak hususlar. Burada bu yayılma riski bizi açıkçası endişelendiriyor.
“Gazze’yi iyi yönde etkilemiyor”
Buradaki hani ortamın iyice güvenlik ortamına dönüşmesi, yani sınırlı da olsa içeriye giren insani yardımlar, durmuş olan ateşkes, provokasyonlara biraz daha az zeminin olması durumu vardı. Şimdi bu durum tersine dönebilir. O açıdan biz açıkçası endişeliyiz. Zaten var olan şartların Gazzeli'ler lehine çok iyi işletilmediği konusunda hep bir şikayetimiz vardı. Bu şikayete dayalı da girişimlerimiz vardı. Şimdi bunun daha fazla, bu mevsimde özellikle soğuk mevsimde, Ramazan ayında daha kötüye gitmesi bizim isteyeceğimiz bir şey değil. Bir taraftan da gözümüz kulağımız orada. Yani bu savaşı takip ederken, durması için çalışırken, Gazze meselesinde de ortaya çıkacak aksaklıklar için de uğraşıyoruz. Özellikle insani yardım konularında.
Arabuluculuk imkanı var mı?
Şimdi her zaman için var ama bazen zor, bazen kolay. Şimdi bir adım, arabuluculuk faaliyetinin bir adım önüne geldiğimiz zaman; öncesinde arabulucu aktörden önce arabuluculuk esnasında kullanacağınız fikir ve teklifler neler, duruma uygun? Şimdi tarafların, özellikle Amerika'nın, İsrail'in provokasyonuyla başlattığı bu saldırının belli bir aşamada tırmandığını, devam ettiğini görüyoruz. Şimdi bu devam ederken biz hangi argümanı kullanarak özellikle saldıran tarafları durdurabiliriz? İran bu noktada tabii ki ateşkese daha açık bir durumda bir taraf ama Amerika'yı özellikle ikna edecek argüman setini ortaya bulup, bu argüman setinin de İranlılar tarafından kabul edileceğini varsaymak gerekiyor. Sonra bunu oluşturduktan sonra uygun olan müzakereci aktörün bunu alıp, uygun şekillerde tarafları, onların tabiriyle "face saving" dedikleri; kimsenin aşağılanmadığı, kaybediyor gözükmediği, herkesin kazanıyor gibi çıktığı bir noktada yürütmeniz gerekiyor.
Şimdi burada açıkçası bizim için aktörün kim olduğu önemli değil. Arabulucu yani biz de çok rahatlıkla olabiliriz. Yani o noktada da çeşitli şeyler geliyor. Ama öncelikle şu anda teklif edilecek hususların altını iyi doldurmamız gerekiyor. O noktada arayışlarımız var. Yani bu 20 görüşme yansıyan, bir de yansımayan ondan daha fazla görüşmelerim var. Çok çeşitli aktörlerle. Cumhurbaşkanımıza da arz ettiğimiz, yani burada nasıl bir görüş oluşturursak gerçekçi bir şekilde savaşın bu aşamasında, ki dördüncü günü bitip işte beşinci gününe gideceğiz, bir şeye ulaşırız, yani en azından ateşkese ulaşabiliriz, şimdi onun arayışı var.
Şimdi ülkelerle görüştüğümüz zaman, aktörlerle görüştüğümüz zaman, onlar da bizim fikrimizi sürekli soruyorlar ne yapmalıyız ne etmeliyiz diye. Bizim dediğimiz şu: Yani şu anda kötü bir durumda, bu savaştan dolayı bölge daha kötüye gitmesini engellemek için çabalar ortaya koymamız gerekiyor. Özellikle Amerika'ya, ki bu noktada İsrail'i de durduracak aktör Amerika, Amerika'ya belli konuların çok net anlatılması gerekiyor. Bölge ülkeleri tarafından ve Avrupa ülkeleri tarafından. Çünkü olası senaryolara göre etkilenecek çaptaki ülkeler işte bu ülkeler: Körfez ülkeleri, Türkiye ve Avrupa ülkeleri.
Şimdi bu ülkelerin hep beraber bir görüş alışverişinde olma trafiği var. Biz de tam bunun merkezindeyiz bu bütün bu görüşmelerin. Şu anda bazı fikirler oluştu açıkçası, burada detayına girmek istemiyorum. Bazı aktörlerle dün geceden itibaren bugün de yaptığımız bazı şeylerle birtakım fikirler oluşuyor. Bunlar mümkündür ki bir reel zeminde bir yere getirilebilir. Ama benim gördüğüm şu anda başta da ifade ettiğim iki tane senaryo var: Birisinde askeri imkanların yok edilmesi İran'a ait, diğerinde rejim değişikliği. Bu hedeften hangisini tercih edeceğinize göre harekatın süresi değişecek ve çapı da değişecek. Oluşturacağı artçı riskler de değiştirecek.
Umalım ki Amerikalıları birincisinde sabit tutalım. Çünkü diğerine gitmek demek daha farklı senaryoların ve risklerin bölge açısından işin içine dahil olması demek. Orada başka şeyler var. En azından müzakereyi şu açıdan durdurmayı buradan başlatabiliriz. Belki İran'daki yeni liderlik bu noktada daha esnek bir tavır ortaya koyabilir. Ben yeni liderliğin de açıkçası savaşı durdurmak için bir fırsat olabileceğini değerlendiriyorum. Yeni liderlik şu anda geçici bir üçlü heyet tarafından yönetilmekte karar mekanizması, yeni lider seçilene kadar. Burada bir fırsat penceresi olabilir diye düşünüyorum, iyi değerlendirilirse. Tabii İranlıların hani çok aşağılanmayacağı ama başkalarının da endişelerin bir noktada karşılanacağı bir denkleme gidilmesi lazım. Yoksa savaşın kendisinin bizatihi uzaması, yani her türlü vereceğiniz tavizden çok daha kötü bir sonucu getiriyor.(TRT HABER)