MENÜ
İzmir
Gerçek İzmir
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
CHP'den büyük Saraçhane mitingi
Politika
18 Mart 2026 Çarşamba 22:32

CHP'den büyük Saraçhane mitingi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından Saraçhane'de başlatılan mitinglerin yıldönümünde halk CHP'nin çağrısıyla Saraçhane'de toplandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından Saraçhane'de başlatılan "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin yıldönümünde CHP'nin çağrısıyla halk yine Saraçhane'deki İBB binasının önünde toplandı. Çağrıya yurttaşların yanı sıra aralarında SOL Parti, HKP, EMEP, DİSK, EHP, CHP İlçelerin de bulunduğu pek çok siyasi parti, sendika ve STK da karşılık vererek alandaki yerlerini aldı.

Kitleler alandaki yerini alırken gençler kürsüye çıkarak toplanan halka sesleniyor. Beyazıt'ta barikatı aşan Gençler geleceksizliklerini, düzenin kendilerine yönelik muamelelerini anlatırken bir yılda yaşanan süreci aktardı. Öğrenciler Beyazıt'tan Saraçhane'ye yürüdü.

Öğrencilerin ardından kürsüye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Başkanı Arzu Çerkezoğlu çıktı. Çerkezoğlu'nun ardından ise kürsüye Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu çıktı. Bu esnada yurttaşlar İmamoğlu'nun destekleyen sloganlar atarak çoşkularını gösterdi. Alanın tıklım tıklım dolduğu görüldü. İmamoğlu'nun ardından Özgür Çelik kürsüye çıkarak Ekrem İmamoğlu'nun mektubunu okudu. Onun ardından ise Özgür Özel kürsüde yerini aldı.

21.46 | ÖZGÜR ÖZEL: "BİZ GÜCÜMÜZÜ TRUMP'TAN DEĞİL, BU MEYDANDAN ALIYORUZ"

Özgür Çelik'in ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel kürsüde yerini aldı. Özgür Özel konuşmasına Adnan Yücel'den "Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek" şiirini okuyarak başladı. Özgür Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Bu yolda bize, size ömür biçenler oldu. ‘Dayanamazlar’ dediler. ‘Dağılırlar’ dediler. ‘Vazgeçerler, teslim olurlar’ dediler. Teslim olmayanlar burada. ‘Bin kez budadılar körpe dallarımızı, bin kez kırdılar. Yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz. Bin kez korkuya boğdular zamanı. Bin kez ölümlediler. Yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek. Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.’ Değerli istanbullular, bugün her şeyin başladığı yerde, milletin evinde, Saraçhane’deyiz. Korkanların sığınağında değil, cesurların meydanındayız. Tam 365 sabah oldu, tam 365 akşam. 365 kez doğdu güneş, 365 kez battı. ‘Bir Ekrem’i aldık, işi bitirdik, onları sindirdik’ sanıyorlardı. İşte bir yıl sonra bir Ekrem’in yerine yüz binlerce Ekrem meydanda. Bir yıl önce bir iftar vaktiydi. Ekrem Başkan’ın 31 yıllık diplomasını iptal ettiler. Hem de diplomayı veren fakülte direndiği halde, dekan ‘Olmaz’ dediği halde, her sorulduğunda ‘Diploma geçerli’ dedikleri halde zorlayarak, bastırarak, dekanı istifa ettirerek, en nihayetinde İşletme Fakültesi’nden değil İstanbul Üniversitesi’nin yönetim kurulundan, yani işi diploma vermek, denklik vermek değil boya yapmak, ring seferlerini düzene koymak olan üniversite yönetim kurulundan diploma iptaline gittiler. İşte o gün artık hiç kimsenin, hiçbirimizin, hiç birinizin elindeki devletin verdiği hiçbir kağıdın bir önemi, bir kıymeti kalmadı. Ne tapu tapuydu artık, ne evlendirme cüzdanının bir anlamı vardı. Bankada parası olan da güvenemezdi, hisse senedi alan da. İşte o gün birileri bu devletin, bu devleti devlet yapan toplum sözleşmesinin, anayasanın altına dinamiti koydu. O gün devlete olan güveni boşa çıkarıp, milleti birilerinin elinde oyuncak etmeye çalıştılar. Hemen ardından sahur vaktinde kapısına yüzlerce polisle birlikte dayandılar. Yalanlarla, iftiralarla dolu bir kumpası başlattılar.

İşte o gün Ekrem Başkan’ın kapısına gelenler onu Vatan Emniyet’e götürdüğünde eşi Dilek Hanım, evlatları ve yol arkadaşları dimdik ayaktaydı. O gün hep beraber buradaydık. O gün ‘Ne olacaksa olacak ama bugün olacak’ dedik. Biz darbenin hedefinde olan kişinin Ekrem Başkan, hedefinde olan eylemin partinin iktidara yürüyüşü, hedefinde olan mekanın Saraçhane olduğunu biliyorduk. Burayı savunmak için sizlere çağrı yaptık. Bunu duyar duymaz bir yasağı duyurdular. ‘Üç kişi bir araya gelmeyecek, beş gün boyunca eylem, toplantı ve yürüyüş olmayacak ve herkes evinde oturacak’ dediler. Yetmedi, metroları kapattılar. Otobüsleri durdurdular, köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. İşte o gün Vatan Emniyet’in önünde 4 bin Cumhuriyet Halk Partili ve Beyazıt Meydanı’nda İstanbul Üniversiteliler barikatla, bariyerle karşı karşıyaydılar.

O gün Vatan’da ve Beyazıt’ta o bariyerleri yıkanlara, demokrasiye yürüyenlere, geleceğine sahip çıkanlara selam olsun, helal olsun. O gün bugündür geleceğine sahip çıkan İstanbul Üniversitesi’nin, Boğaziçi’nin, Yıldız Teknik’in, İTÜ’nün, İstanbul’daki tüm üniversitelerin ve tüm gençliğin önünde saygı ile eğiliyorum. O gün bu otobüsün üzerine çıktık ve sizden aldığımız güçle tarihi bir direnişin meşalesini yaktık. Hep birlikte yaptık. Tam yedi gece bu meydanda aynı otobüsün üstünden, aynı mikrofona konuşarak, hep beraber Türkiye’ye ve dünyaya ‘Siz istediğiniz zaman bir şey bitmez. Biz bitmedi demeden bitmez. Biz buradayız, meydandayız, eylemdeyiz’ dedik.

“99’UNCU EYLEMDE YİNE SARAÇHANE’DEYİZ”

İlk gece tüm yasaklamalara rağmen buraya 110 bin kişi geldi. Bu hayat gelir geçer, bugün varız, yarın yokuz. Ama ahir ömrümde bana ‘Bir madalyan var demokrasiye dair, bir madalyan var Cumhuriyet’e ve ülkenin geleceğine dair, Kime verirsin?’ deseler, o madalyandan 110 bin tane isterim, geçen sene ilk gece burayı dolduran her birinize veririm. İlk gece 110 bin kişi, her gece artan bir kalabalık ve 23 Mart günü; ön seçimin günü, Ekrem İmamoğlu’nun 15,5 milyon kişinin oyuyla adaylaştığı, milletin Cumhurbaşkanı adayı olduğu gün bu meydanda 1,2 milyon kişiyle ne bu meydanı, bütün yarımadayı insanlar büyük bir azimle doldurdular. Drone gitti, gitti. Drone’nun menzili bitti ama bu kalabalığın sonu gelmedi. İşte o günden beri Cumhuriyet’in, demokrasinin hikayesi bu memlekette bitmedi. Bitmedi, bitmeyecek. Direnişimiz bununla sınırlı kalmadı. Saraçhane’den yakılan meşale tüm Türkiye’de gür alevlere dönüştü. Boğazı aştık, karşıya geçtik. Maltepe’de 2,2 milyon olduk. Sonrasında her çarşamba İstanbul’un bir ilçesinde ve her hafta sonu Anadolu’nun bir ilinde. Önce bu eylemlerle o illere gittik. Buranın, İstanbul’un selamını Anadolu’ya taşıdık. Buranın kıvılcımıyla orada kor alevler olduk. Bu eylemleri bir gün İstanbul’da, bir gün Anadolu’da bir yıl boyunca sürdürdük. Önce ‘Bu eylemler bir aya biter’ dediler. ‘Yaz geldi, sıcakta kimseler kalmaz. Öğrenciler memlekete, İstanbullular tatile gider’ dediler. Ama ne yazın, ne kışın; Antalya’da 45 derecede, Çankırı’da eksi dört derecede sizin yaktığını meşale yandı, yandı. Bütün Türkiye’yi sardı. Siz başardınız. Bir yılda elbette hep konuştuk. ‘Soğukta olmaz’, eyvallah. ‘Sıcakta olmaz’, elbette. Ama hep dedik ki ‘Biz bir eyleme, bir mücadeleye yani kuru kuruya bir mitinge değil; bir mücadeleye çağırıyoruz insanları.’ İşte 98’incisi geride kaldı, bu akşam 99’uncu eylemde hep birlikte yeniden Saraçhane’deyiz. Hep birlikteyiz.

“BU OTOBÜS BİR YILDA 105 BİN KİLOMETRE YAPTI”

Bu mikrofon tam 112 saat boyunca elimde. Tam 4,5 gün durmadan, duraksamadan ben konuştum, siz dinlediniz. Dünyanın çevresi 40 bin kilometre, bu otobüs 1 yılda yaptı 105 bin kilometre. Sizlerden aldığımız güçle, yol arkadaşlarımızla hiç durmadan, koşarak çalıştık. Tabii ki ne bu otobüs kendi başına gider, ne bu mücadele bir başına sürer. Direksiyonundaki şoföründen ses teknisyenine, personeline bir yıldır evlerinden daha çok bu otobüste yatanlara, emek verenlere, kameramanından fotoğrafçısına, tercümanından drone kullanana, helal olsun tüm emekçi kardeşlerime. Bu süreçte bize destek veren tüm siyasi partilere, başta ilk günlerde buraya koşan gelen tüm genel başkanlara, tüm siyasi partilerin mensuplarına, gençlik kollarına, kadın kollarına, aslan sosyal demokratlara, milliyetçi demokratlara, muhafazakar demokratlara, Kürt demokratlara, liberal demokratlara, sosyalist demokratlara, Türkiye’nin bütün demokratlarına selam olsun. Ayrı ayrı teşekkür ediyorum her birine. Tüm meslek örgütlerine, çok değerli sendikaların yöneticilerine, üyelerine, sivil topluma, derneklere ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizler, 98 eyleme katılan 15,5 milyon yürekli kahraman insan ve bugün hep beraber 16 milyona dayanıyoruz. En büyük alkışı bu meydan, bu meydanlar, bu kahramanlar hak ediyor. Bizler sizleri alkışlıyoruz.

“GÜCÜMÜZÜ, SEÇTİĞİNE SAHİP ÇIKANDAN ALIYORUZ”

“Biz gücümüzü okyanusun ötesinden almıyoruz. Biz gücümüzü Trump’tan almıyoruz. Biz gücümüzü bu meydandan, bu meydanın mücadele azminden, Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet’ten, onun en önemli kazanımı sandığa inananlardan, seçme hakkına sarılanlardan, seçtiğine sahip çıkanlardan alıyoruz. Biz gücümüzü sizden alıyoruz, gücümüzü sonuna kadar koruyacağız. Asla ve asla hiç kimseyi geride bırakmayacağız. 98’inci mitingi Uşak’ta yaparken tüm Tükiye’ye seslendik. Dedik ki ‘Şimdi sıra yine Saraçhane’de. Saraçhane’ye gidiyoruz, beklesinler bizi. Saraçhane’de 99’uncu mitingde buluşuyoruz’ dedik. ‘Bekle bizi İstanbul’ dedik. İşte şimdi İstanbul’a geldik. 99’uncu eylemde ‘bekle’ dediğimiz İstanbul bir kez daha bizi bekledi. Ama evde beklemedi. Geleceğine sahip çıkmak için, ülkesine sahip çıkmak için hep birlikte yine birlikteyiz, yine meydandayız, yine eylemdeyiz, yine ayaktayız. Ve bugün Çanakkale Deniz Zaferi'nin tam 111’nci yıl dönümü. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, tüm şehitlerimizi, gazilerimizi minnetle anıyoruz, rahmetle anıyoruz.

Değerli İstanbullular ‘Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür’ derler. Tazeleyelim hafızaları. Her şey Kasım 2023’te başladı. Birkaç ay öncesinde büyük bir seçim yenilgisinden çıkan partimiz; umutlar yerlerdeyken, başlar yerdeyken, moraller bozukken, gençlerin ‘Ayağa kalkalım’ demesiyle, genç ve kadın kadrolarıyla yeniden ayağa kalkarak büyük bir değişimi gerçekleştirmeyi başardı. Ve bundan sadece dört ay sonra girilen seçimlerde AK Parti, tarihinde ilk kez yenildi. Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi oldu. Ve bu zaferi ne kendimize ne tek başına partimize saydık. Bunu demokratların başarısı, bunu yan yana duranların, birlikte olanların başarısı olarak gördük. Erdoğan bu gidişi kendi deyimiyle durduramayacağını biliyordu. Bu yüzden o ne partisine, ne partisinin gençlik kollarına, kadın kollarına güveniyordu. Onun için olmayacak bir işe kalkıştı. Bir siyasetçiyi, geçmişte mahkeme mahkeme gezdirdiği, adaleti katlettirdiği, sonra ödüllendirip Bakan Yardımcısı yaptığı birisini, bu sefer İstanbul’a başsavcı olarak gönderdi. O kullanışlı aparat hemen göreve başladı. Bu ismin kurduğu çete ise her türlü kirli işe bulaşan bir AK Toroslar çetesine dönüştü. Bir darbe planı adım adım işledi. Önce 30 Ekim'de Esenyurt Belediye Başkanımız Sevgili Ahmet Özer alındı. Türkiye’nin en büyük ilçesine kayyım atandı. Ahmet Özer tam 377 gün hapis yattı, alnının akıyla çıktı. Ardından Beşiktaş, Beykoz operasyonları yapıldı. 18 Mart’ta Ekrem Başkan’ın 31 yıllık diploması iptal edildi. 19 Mart’ta ülkeye sivil bir darbe yapılmaya, bir darbe girişimine kalkışmaya çalışıldı. Milletin seçtiği belediye başkanları, bürokratlar, Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu gözaltına alındı. Tam 365 gündür o darbe sürüyor. Millet darbeye karşı 365 gündür direniyor.”

Değerli İstanbullular, 19 Mart devlet ve millet arasındaki sözleşmeyi yırtma girişimidir. 19 Mart, bu ülkeyi kim yöneteceğine millet karar vermesin diye yapılmıştır. Millet vergisini versin, askere gitsin, trafik cezası ödesin ama kendi iradesiyle iktidarı değiştiremezsin diye yapılmıştır. Bizim, sizin bir yıldır verdiğimiz mücadele bir mevzi olarak parti mücadelesi değildir. Bir cephe olarak demokrasi mücadelesidir. Bunun önemini, kıymetini kısaca şöyle hatırlatabiliriz. Biz demokratlar sandığın önemini biliyoruz. 99 eylemden sonra duracak mısın diyenlere, durmayacağız diyoruz. 100 eyleme Çanakkale'ye bekliyoruz.

İşte bu darbeyi püskürtmek tüm demokratların görevidir. Mühür kimdeyse Süleyman odur. Bizim mücadelemiz bir avuç insanın Süleyman olmaması içindir. Bizim mücadelemiz mührün hükmü millette kalsın mücadelesidir. Bu mücadeleyi dalga dalga büyüteceğiz.

21.21 | EKREM İMAMOĞLU: BU ÜLKEYİ HER TÜRLÜ KÖTÜLÜKTEN, HER NEVİ BADİREDEN YİNE MİLLETİN AZİM VE KARARI KURTARACAK

Mansur Yavaş'ın ardından CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik kürsüdeki yerini aldı. Çelik konuşmasına 18 Mart Çanakkale Zaferi'ni anarak başladı. Çelik'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

"Geçen hafta Silivri'de boş tarlaların üzerinde dron uçurarak alan boş algısı yapmaya çalıştılar. O gün dedim Saraçhane'ye 18 Mart'ta dronlarınızı getirin gelin görün millet iradesine nasıl sahipo çıkıyor. İyi dinleyin bu meydanın sesini, bu meydanda yılgınlık yok, korku yok, umutsuzluk yok. O sandık illa gelecek, bu millet hesabını bir kere daha soracak. Adaletin mücadelesini verenler kazanacak. Korku duvarlarını aşarak gelen gençler kazanacak. Kadınlar kazanacak. İşçiler kazanacak. Hak kazanacak. Halk kazanacak."

Özgür Çelik konuşmasının ardından Ekrem İmamoğlu'nun mektubunu okudu:

“Merhaba Saraçhane, merhaba dünyanın en güzel şehri, canım İstanbul. Silivri Zindanı’ndan milletin evi Saraçhane’ye yürek dolusu bir merhaba… Kıymetli İstanbullular; benim onurlu, yiğit, güzel yürekli hemşerilerim, sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Hasretle kucaklıyorum. Bu mübarek ayın sonuna gelirken, Ramazan Bayramınızı kutluyor, ülkemize adalet, bereket ve huzur getirmesini diliyorum. Sevgili kardeşlerim; 1 yıldır büyük bir adalet ve demokrasi mücadelesi veriyorsunuz. Cumhuriyet’in vatandaşa sağladığı tüm hak ve hürriyetlere göz dikmiş, millet iradesini hiçe sayan bir avuç insana karşı hukuku ve demokrasiyi, milli iradenin onurunu savunuyorsunuz. Yüz yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne dediyse, bugün siz de aynısını söylüyorsunuz: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Sizlerle gurur duyuyorum. Her birinize yürekten teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun.”

“ATEŞ GİBİ GENÇLERİMİZ VAR”

“Her türlü zulme rağmen, bizim içimiz umut ve iyilik dolu, sevgi ve hoşgörü dolu; ülkeyi yoksulluğa, adaletsizliğe, umutsuzluğa sürükleyenlerin ise akıllarını kötülük, yüreklerini korku sarmış. Serbest ve adil şartlarda bir daha asla seçim kazanamayacaklarını biliyorlar. Çeyrek asırdır kendilerine verilen bütün kredileri tüketenler tükettiler. Bir daha asla milletin gönlüne giremeyeceklerini biliyorlar. O yüzden, siyasi rakiplerini yargı eliyle saf dışı etmek, milli iradeyi baskı altına almak için zalimleştikçe zalimleşiyorlar. Zalimin zulmü varsa, bizim de aslan gibi yüreğimiz, dağ gibi dimdik, eğilmez başımız, seçimlerde bükemedikleri bileğimiz var. Demokrasinin ve aydınlık geleceğimizin önüne dikilmek istenen tüm barikatları yıkıp geçen, ateş gibi gençlerimiz var. Zalimin zulmü varsa, bizim de darbeye karşı, milletin evi Saraçhane’ye, aziz bir emaneti korur gibi sahip çıkan milyonlarca hemşerimiz var. Zalimin zulmü varsa, adalete susamış milletimizin de engin vicdanı, haysiyeti ve feraseti var.”

“HER İKTİDAR, MİLLETTEN ALDIĞI YETKİYİ MİLLETE TESLİM ETMEYE MECBURDUR”

“Bu ülkede her iktidar, milletten aldığı yetkiyi millete teslim etmeye mecburdur. Hükümetler gelir geçer, milletin hükmü baki kalır. Silivri Zindanı’nda kurulmuş, özel maksatlı bir mahkeme ile tarihin akışını tersine çeviremezsiniz. Gözlerden uzak tutulmaya, milletten gizlenmeye çalışılan bir yargılamayla, milletin egemenlik hakkını tutsak edemezsiniz. ‘Silivri Zindan Mahkemesi’, millet adına karar verme sorumluluğuyla kurulmuş, adaletin tecelli edeceği bir yer değildir. ‘Silivri Zindan Mahkemesi’, serbest ve adil seçimlerden ölesiye korkan, siyasi rakibini yok etmek için yargının arkasına sığınmış bir kötü aklın eseridir. Orada yürümekte olan dava, ülkemize zarar veren, geleceğimizi riske atan bir büyük siyasi hırsı gizlemek için dikilmiş bir kılıftır. Her tarafı dökülen, dikiş tutmayan, bu sözde hukuki kılıfla hiçbir kötülüğü örtemezsiniz.”

“HESAPLARI MİLLETTEN DÖNDÜ”

“Bu davanın amacı; gerçeği aramak, adaleti sağlamak değil, seçim yenilgisinden kaçma telaşıdır. Ancak, böyle davalarda hükmü millet verir. Böyle davalarda son sözü millet sandıkta söyler. 19 Mart 2025 günü bir zafer kazandıklarını, koltuklarını nihayet sağlama aldıklarını zannedenler, bugün daha da büyük bir korku ve çaresizlik içindeler. Çünkü hesapları milletten döndü. Millet bu kötülüğü, bu adaletsizliği kabullenmedi. Şimdi aziz milletimiz, son sözü söylemek için gününü bekliyor. O gün gelecek ve millet ne derse o olacak. Bu ülkeyi her türlü kötülükten, her nevi badireden yine milletin azim ve kararı kurtaracak. Her şey çok güzel olacak. Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı.”

21.08 | MANSUR YAVAŞ: GÖKÇEK VE AİLESİ YARGILANMADAN HİÇ KİMSEYİ YARGILAYAMAZSINIZ

Dilek İmamoğlu'nun ardından kürsüye Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş çıktı. Yavaş'ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

"En yakın seçimde iktidarı değiştirmek ve ülkeye daha iyi hizmet etmek istiyoruz. Bu yapılan operasyonlar maalesef bizi engellemek için yapılan işler. Halktan yana politikaları gördüler. Halktaki memnuniyeti gördüler. Kendileri yıllar önce bir yasa çıkardılar, dediler 'artık kimse gece vakti evinden alınmayacak. Karakoldan yazılı tebliğat gidecek, neden çağrıldığı bildirilecek' denildi. Şimdi sabaha karşı evler basılarak, davet edilmek yerine belediye başkanları yaka paça gözaltına alınıyor. Bununla da kalmıyor. Bu yargılanacak insanları televizyonda savunacak kimse yokken, yargılanmalar televizyondan etkilenmek isteniyor. Bunlar hakkında işlem yapılmıyor. Ekrem Başkanı ve arkadaşlarımızı savunduğumuzda, kesinleşmiş yargı olmadan, savunanlar suçlu ilan ediliyor. Fotoğrafları kaldırılıyor. Sosyal medya hesapları kapatılıyor. Nerede adil yargılama? Televizyonlardan görüyorsunuz, Genel Başkanımızın bozuk tohum ilan ettiği şahsın 600 milyon liralık villası var. Pişkin pişkin sırıtarak 600 yapmaz 400'e veririm diyor. Hayatında bir gün çalışmamış. Bir gün çalıştırmamış. Bir gün vergi vermemiş adam. Hiç kimse bunlara bir şey sormuyor. Ben diyorum ki Gökçek ve ailesi yargılanmadan hiç kimseyi yargılayamazsınız."

20.47 | DİLEK İMAMOĞLU: "BİZİ KORKUTMALARINA İZİN VERMEYECEĞİZ"

Arzu Çerkezoğlu'nun ardından Dilek İmamoğlu kürsüye çıkarak halka seslendi. Dilek İmamoğlu'nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

"Gündemimiz baskıdır. Gündemimiz hukuksuzluğun toplum üzerindeki ağırlığıdır. Bugün burada ben sadece bir eş bir anne olarak bulunmuyorum. Ben burada bugün adalet duygusu örselenmiş milyonların sesi olarak bulunuyorum. Yaşadığımız süreç gerçek bir hukuki süreç değildir. Bu süreç insanların hukuka olan bağını sarsmaktadır. Bir yıldır çok ağır bir sınavdan geçiyoruz. Bir yıldır bekliyoruz. Bir yıldır sabrediyoruz. Bir yıldır hem hasretle hem de umutla ayakta duruyoruz.

Aradan geçen zamanda yargı sürecinin sağlıklı işlemediğini gördükçe kaygılar arttı. Ortaya konan temelsiz iddialar toplumun yargıya olan güvenini daha da sarstı. Halkımız da ülkemiz de bunu asla hak etmiyor. Ortada bu kadar büyük soru işaretleri varken toplumun adalet duygusu nasıl korunacak? Önümüzdeki dönem de bu sorunun yanıtı için çalışmalıyız. Bir yıldır eşler, kardeşler, anneler, babalar cezalandırılıyor.

Defalarca canlı yayın çağrısı yaptık. Bu çağrı karşılık bulmadı. Neden şeffaflıktan kaçılıyor? Atılması gereken en önemli adım Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuksuz yargılanmasıdır. Tüm siyasi partilerin hukuk komisyonları bu mahkeme süreçlerine gözlemci olarak katılsınlar. Gördüklerini kamuoyuna anlatsınlar. Kimsenin aklında soru işareti kalmasın. Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını yapacağı duruşmaya siyasi partilerin genel başkanları da katılsın. Bu mesele toplumun adalet duygusunu ilgilendiren bir meseledir.

Çocuklarına daha adil bir ülke bırakmak isteyen herkes için konuşuyoruz. Bizi korkutmalarına izin vermeyeceğiz. Baskıya boyun eğmeyeceğiz. Bu ülkede adalet yerini bulana kadar konuşmaya devam edeceğiz. Unutmayacağız, unutturmayacağız."

20.30 | DİSK BAŞKANI ARZU ÇERKEZOĞLU: "SARAYLAR SALTANATLAR ÇÖKER"

Öğrencilerin ardından kürsüde yerini alan DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Saraçhane'de toplanan binlerce yurttaşa seslendi. Arzu Çerkezoğlu'nun konuşması şöyle:

"Saraylar, saltanatlar çöker; kan susar bir gün, zulüm biter. Menekşeler de açılır üstümüzde, leylaklar da güler. Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır, bir de yarınlar adına direnenler.

Merhaba yarınlara, geleceğimize sahip çıkan işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler! Türkiye'nin dört bir yanından gelen demokrasi ve emek dostları, merhaba! Bugün İstanbul'da, Saraçhane Meydanı'nda hep bir aradayız. Bu meydan, Saraçhane Meydanı, işçi sınıfının onurunun, direncinin ve demokrasi mücadelesinin simgelerinden biridir. Türkiye işçi sınıfının hakları için ayağa kalktığı, DİSK'in harcının karıldığı yerdir. Ve bugün bir kez daha hep birlikte Saraçhane Meydanı'ndayız. Haklarımız için buradayız, halkın iradesine sahip çıkmak için buradayız. Seçme ve seçilme hakkımıza sahip çıkmak için buradayız. Demokrasiye ve Cumhuriyete sahip çıkmak için buradayız!

Sevgili dostlar, bugün Türkiye demokrasiyi ve anayasal düzeni hedef alan akıl almaz bir tabloyla karşı karşıyadır. Toplumsal desteğini yitiren siyasi iktidar, baskıyla ve hukuksuzlukla iktidarını sürdürmeye çalışıyor. Siyasi iktidar, sandıkta yenemediğini yargı sopasıyla, bileğini kırmaya çalışıyor. Siyasallaşmış yargıyla 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ilkesine meydan okuyorlar. İstiyorlar ki işçiler sesini çıkarmasın, verilenle yetinsin; emekliler itiraz etmesin, pazar artıklarıyla yaşamaya mahkum edilip ölümü beklesin. İstiyorlar ki o barikatları yıkıp gelen gençler, üniversiteliler bu ülkede hayal kurmasın, 'bırakıp gitsinler bu ülkeyi' diyorlar. İstiyorlar ki kadınlar 'eşitlik' demesin, 'adalet' demesin, 'özgürlük' demesin.

Ve seçme ve seçilme hakkımızı elimizden alanlar, aslında bizim hak arama özgürlüğümüzü yok etmeye çalışıyorlar dostlar. Seçme ve seçilme hakkımıza müdahale edenler, bizim 'hayır' deme hakkımızı elimizden almaya çalışıyorlar. O zaman buradan, Saraçhane'den hep birlikte söyleyelim. Buna izin verecek miyiz? (Hayır!)

Türkiye'nin açlık sınırının altındaki asgari ücretliler ülkesi olmasına izin verecek miyiz? (Hayır!)

Türkiye'nin çalışmak zorunda kalan emekliler ülkesi olmasını kabullenecek miyiz? (Hayır!)

Türkiye'yi patronundan daha çok vergi veren emekçiler ülkesi haline getirmelerine sessiz kalacak mıyız? (Hayır!)

Ülkemizi şiddet mağduru kadınlar, okula aç giden çocuklar, geleceğinden umudu kesen gençlerin ülkesi haline getirmelerine izin verecek miyiz? (Hayır!)

Ülkemizi hapishanelerinde gazetecilerin, siyasetçilerin, sanatçıların, sendikacıların olduğu bir ülke haline getirmelerine izin verecek miyiz? (Hayır!)

İşte yanıt, işte meydan! 'Hayır' diyoruz! Anlayın artık, hayır diyoruz! Ve bugün buradan, Saraçhane'den bir kez daha sesleniyoruz: Seçilmiş belediye başkanlarımızı, milletvekillerini, siyasetçileri serbest bırakın! Gazetecilik suç değildir, gazetecilere dokunmayın! Üniversitelilere, gençlere dokunmayın! Hak mücadelesi veren ve tutuklu olan sendikacıları serbest bırakın! Sendikacılık suç değildir! Hak aramak, örgütlenmek suç değildir!

Ama sevgili dostlar, bu baskı politikalarını uygulayanlar bir şeyi gözden kaçırıyorlar. Unuttukları bir şey var: Bu ülkenin demokrasi birikimini hafife alıyorlar. Bu halkın mücadele birikimini küçümsüyorlar. Oysa bizler; ülkenin dört bir yanında evlerimizden, iş yerlerimizden, alanlardan, meydanlardan, sokaklardan, okullardan, üniversitelerden her gün sesleniyoruz: Bu ülke sahipsiz değil! Demokrasi sahipsiz değil! Cumhuriyet sahipsiz değil! Hep birlikte sahip çıkıyoruz!

Sevgili kardeşlerim, sandıkta yenemedikleri rakiplerini siyasallaşmış yargı ve hukuksuz uygulamalarla tasfiye etmeye çalışan bir zihniyet var bu ülkede. Ve bu zihniyet, sadece demokrasiyi değil, 85 milyonun emeğini ve ekmeğini tehdit etmektedir. Oysa biz çok iyi biliyoruz ve her yerde söylüyoruz: Demokrasi işçinin ekmeğidir! Demokrasi yoksa ekmek de yoktur. O nedenle bugün tehlikede olan soframızdaki ekmektir, tehlikede olan çocuklarımızın geleceğidir, tehlikede olan demokrasidir, Cumhuriyettir.

Ama herkes bilsin! Baskıyı ve zulmü kendi iktidarlarının güvencesi olarak görenler bilsinler ki; bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini üreten işçilerden, emekçilerden, kadınlardan, gençlerden, yani halktan daha büyük bir güç yoktur! Daha büyük bir güç yoktur! İnanmayan bu meydana baksın. İnanmayan Saraçhane Meydanı'nı ve Türkiye'nin dört bir yanındaki meydanları görsün. Bugün bir kez daha görüyoruz ki biz haklıyız, biz güçlüyüz!

Ve sevgili kardeşlerim, bizim bu örgütlü haklı gücümüzün, ancak ve ancak örgütlü olduğumuzda etten kemiğe büründüğünü de bilmemiz lazım. Evet öfkeliyiz. Evet tepkimiz büyük. Ama bu meydanda olan olmayan milyonlar olarak, bu öfkeyi, bu tepkiyi dönüştürücü bir güce dönüştürmek hepimizin sorumluluğudur. Ve bunun da tek bir yolu vardır: Örgütlü olmak, örgütlenmek!

O yüzden gelin, son olarak bu meydanda bir söz verelim. Yarından itibaren hayatımızı değiştirmek için, bu ülkenin geleceğini yeniden kurmak için örgütlü olalım. Nerede olursak olalım, yan yana omuz omuza olalım. Sendikalı olalım. Meslek örgütlerimizde, derneklerde, mahallelerde, iş yerlerinde yan yana gelelim. Ve sevgili dostlar, zor zamanlarda, karanlık zamanlarda 'Ne yaptınız?' diye soracak olan tarihe hepimizin verecek bir cevabı olsun. O yüzden inanalım ve hep birlikte ayağa kalkalım. Öncü işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler... 'Artık yeter, edî bese' diyenler... Tarihin bir adım öne çağrısına kulak verenler... Unutmayalım, adalet toplumun nefesidir!

İnanalım ve ayağa kalkalım dostlar. İnanalım ki bizler, dünyanın tüm değer ve güzelliklerini üretenler; ilkokul çocuklarını bombalamaktan bir nebze hicap duymayan emperyalist barbarlardan ve onun iş birlikçilerinden daha güçlüyüz! İnsanlığı da dünyamızı da bu barbarlıktan kurtaracak olan emekçi halklardır, işçi sınıfıdır, örgütlü mücadelemizdir. O nedenle hep birlikte inanalım dostlar. Bugün arife, bugün bayramın arifesi ya... Hepimiz inanıyoruz ve biliyoruz ki bu ülkeye, bu topraklara gerçek bir bayram er ya da geç gelecek!

Sevgili dostlar, biz varsak umut var. Umudu hep birlikte büyütüyoruz. Dayanışmamızı büyütüyoruz. Eşitlik, özgürlük, adalet, barış, kardeşlik çığlığımızı büyütüyoruz. Hepinizi Türkiye işçi sınıfının o büyük çağrısıyla selamlıyorum: Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!"

20.25 | BARİKATI YIKAN GENÇLER KÜRSÜDE

İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu Selinay Uzuntelli kürsüye çıkarak şu ifadeleri kullandı:

"Şu an arkadaşlarım 19 Mart'ta olduğu gibi esnaf yemekhanesi önünde buluşup önce Beyazıt ana kapıya, oradan da buraya yönelmiş durumdalar. Yoldalar, buraya geliyorlar. Selam olsun 19 Mart'ı yaratanlara! Selam olsun cesaret fişeğini çakanlara! Ve bugün de aynı iradeyi gösterenlere... Selam olsun meydanları dolduran milyonlara!

Bir yıl önce, bugün, burada önce bir diploma iptaline, esasında ise geleceğimizi çalanlara karşı ayağa kalkmıştık. Karşımızda duran o barikatları yıkıp geçmiştik ve işte o an sadece o barikatları değil, bu memleketteki tüm korku duvarlarını da yerle bir ettik. Binlerce öğrenci Beyazıt'tan Saraçhane'ye aktık, geldik. On binler olduk, yüz binler olduk ve hep birlikte haykırdık: "Hükümet istifa!" dedik. Eşit, özgür, demokratik bir ülke, insanca bir yaşam istiyoruz dedik.

Peki, bugün taleplerimiz değişti mi? Üniversite öğrencileri çalışmadan okuyabiliyor mu? Barınabiliyor mu? İnsanca yaşayabiliyor mu? Siyasi tutsaklar serbest kaldı mı? Kayyumlar geri çekildi mi? Hayır, bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Kampüslerde adeta OHAL uygulanıyor. Kampüslerde polis var, YÖK var, soruşturmalar var. Kulüpler kapatılıyor, topluluklar dağıtılıyor. Bir yıl geçti ama bizleri hala cezalandırmaya çalışıyorlar. Hacettepe'de sıra arkadaşlarımıza 3 yıla kadar uzaklaştırma isteniyor. Kocaeli'nde arkadaşlarımız yurtlarından atılıyor. İzmir'de arkadaşlarımız aylar sonra 19 Mart davasından tutuklanıyor.

Ve bu tablo sadece üniversitelerle sınırlı değil. Bugün liseliler MESEM programıyla patronlara ucuz iş gücü yapılıyor. 14-15 yaşındaki çocuklar iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor.

Bizler yoksulluğa mahkum edilirken, emperyalistlerin savaşları için kaynak bol; geleceğimizden çalınan para silahlara aktarılıyor. Tüm bu baskılara karşı itiraz edenler yargı sopasıyla susturulmak isteniyor. İşçinin, kopan kolunun hesabını sorduğu için sendikacı Mehmet Türkmen gibi tutuklanıyor.

Tüm bu saldırılar, ülkenin dört bir yanında bir araya gelen, itiraz eden her kesime yöneliyor. Çünkü korkuyorlar! Çünkü biliyorlar; biz örgütlenirsek bu düzen yıkılır! Mücadelemiz birleşirse bu düzen değişir! Bizi bölmek, yalnızlaştırmak, susturmak istemelerinin sebebi işte tam da bu.

Ama buradan bir yıl sonra bir kez daha söylüyoruz: Başaramayacaksınız! Biz 19 Mart'ta örgütlenmeyi öğrendik. Birlikte karar almayı öğrendik. Birlikte mücadele etmeyi ve dayanışmayı öğrendik. Bulunduğumuz her alanı direniş alanına çevirmeyi öğrendik.

Ve bunu yalnız yapmayacağız. Nasıl ki tüm bu saldırılar kadınları, işçileri ve gençleri aynı hedef tahtasına koyuyorsa, o zaman bu mücadelede işçilerin, emekçilerin, kadınların ve gençlerin ortak mücadelesi olacak. Bizleri soruşturmalarla, gözaltılarla, tutuklamalarla korkutmak isteyenler şunu bilsin: Ne biz susacağız, ne bu mücadele duracak, ne de bu ses kısılacak!

Arkadaşlar, ülkemizin kaynakları, tüm bir zenginliği yabancı tekellere peşkeş çekiliyor. Otoyollar özelleştiriliyor, köprüler satılıyor. Bunlar yapılırken emeğimiz ucuzluyor, işçiler ölüyor, doğamız talan ediliyor. Yetmiyormuş gibi Temmuz ayında bu topraklarda NATO zirvesi kuracaklarmış. Halklar açlıkla, yıkımla boğuşurken, onlar savaşın planlarını yapacakmış. O zirveyi de dağıtacağız, o savaş politikalarını da yeneceğiz! Ve (...) varsa, gençlikleri de var demeye devam edeceğiz!

19 Mart'ta da söylemiştik: Denizlerden aldığımız cesaretle, Gezi'den aldığımız direniş mirasıyla buraya geldik demiştik. Sözümüz sözdür. Biz 1 Mayıs'ta sınıfın saflarında, alanları doldurmaya; 6. Filo'yu denize dökenlerin yolundan yürümeye devam edeceğiz. Yoksulluk, savaş ve baskı düzenine karşı mücadeleyi büyüteceğiz ve mutlaka o gün de söylediğimiz gibi; bu düzenden alacağımız "yeni hayatlar" dediğimiz gibi, o yeni hayatı kendi ellerimizle kuracağız."

20.15 | "BU SENE BİZİ 1 MAYIS'TA TAKSİM'E ÇIKARACAK GÜÇ DE BUDUR!"

Mitingde kürsüye ilk çıkan  Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi Gilda Silifkeli oldu. Silifkeli konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"Bugün saray rejimi yağma, rant ve savaş politikasıyla halkı sefalete, işçinin emeğine çökmeye ve gençliğini geleceksiz bırakmaya devam etmektedir. 19 Mart direnişinin arka planındaki sebepler bunlardır. Tüm bunlara karşılık binlerce genç, kadın, işçi ve emekçi "Biz böyle yaşamak istemiyoruz" isyanını kuşanarak sesimizi hep beraber yükselttik.

Fakat 19 Mart direnişinin üstünden bir yıl geçmesine rağmen bugün hala işçi sınıfının emeğinin üstüne çökülüyor, ölesiye çalıştırılıyor. Bizden çalınanlarla savaş finanse ediliyor ve bu düzene karşı çıkan öğrenci gençlik soruşturmalarla, uzaklaştırmalarla, gözaltılarla ve tutuklamalarla sindirilmeye çalışılıyor.

Biz öğrenciler ne uzaklaştırmalarla, ne gözaltılarla, ne de ajanlaştırma politikalarıyla bu mücadeleden vazgeçeriz! Biz öğrenciler tüm bu baskılara karşı yılmadığımızı, saray rejiminin korkutma politikalarına teslim olmadığımızı sokağa çıktığımız barikatta, Beyazıt'ta gösterdik.

Bugün saray rejimi üniversitelerde kampüsleri öğrencisizleştirmeye çalışıyor, ortak alanlarımızı ele geçirmeye, işgal etmeye devam ediyor. Bunun sebebi 19 Mart'tan kalan mücadeleyi kampüslerde öldürmeye çalışmalarıdır. Ancak bugün 19 Mart'ın hayaleti kampüslerde dolaşmaya devam etmektedir.

Boğaziçi Üniversitesi'nde kulüp odalarına sahip çıkmak için okulun ilk günü barikatlara karşı savaşan Boğaziçi öğrencilerinde, Hacettepe'de aldıkları uzaklaştırmalardan sonra eğitim hakları için nöbet tutan öğrencilerde vücut bulmuştur 19 Mart isyanı.

Bugün artık gücümüz kenetlenmekten, örgütlü mücadeleden gelmektedir ve öğrenciler bunun bilincine varmıştır. Hedefimiz taleplerimizi netleştirmek ve bu mücadeleyi genişletmektir. Öğrenci gençliğin görevi her alandaki direnişi büyütmek ve dayanışmayı güçlendirmek olmalıdır. Çünkü öğrenci hareketleri her zaman kitlesel hareketlerin kıvılcımını yakan ilk adım olmuştur.

Bu direnişte öğrencilerin safı, insanca bir yaşam mücadelesi veren işçi sınıfının, kendi sınıfının yanıdır. Üniversitelerde özgür ve bilimsel eğitim için, emperyalist savaşın bir makinesine çevrilmemek için mücadele vermek, işçi sınıfının bizim sınıfımız olduğu bilinciyle hareket edebilmek için bugün çözüm örgütlenmek, örgütlü bir mücadeleyi sürdürmektir.

Barikatı aşan öğrenciler, 1 Mayıs'ta Taksim iradesini gösteren öğrenciler ve gençlik bugün hala buradadır. Saraydan gelen tüm bu saldırıları püskürtecek olan, bize kazandıracak olan şey yine bu örgütlü mücadeledir. Yan yana geldikçe güçlüyüz, ne kadar örgütlüysek o kadar kararlıyız. Şimdi yan yana gelişlerimizi, örgütlülüğümüzü ve gücümüzü geliştirme zamanıdır. Bu sene bizi 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkaracak güç de budur!"

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Benzer Haberler
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2026 Gerçek İzmir