MENÜ
İzmir 10°
Gerçek İzmir
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Hakan Fidan'dan Şam-YPG mutabakatı açıklaması
Güncel
29 Ocak 2026 Perşembe 23:33

Hakan Fidan'dan Şam-YPG mutabakatı açıklaması

Dışişleri Bakanı Fidan, Şam yönetimi ile YPG/SDG arasındaki mutabakata ilişkin "Prensip gereği, bir uzlaşıya varırlarsa bunu destekleriz ancak kendi endişelerimiz, kendi kırmızı çizgilerimiz var" dedi. Fidan Türkiye'nin bölgesel bir dayanışma platformu oluşturmak istediğini de söyledi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Suriye, İran ve Gazze'deki duruma ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Bakan Fidan, Katar'ın Al Jazeera kanalında yayınlanan ve Resul Serdar Ataş'ın sorularını yanıtladığı röportajda Şam hükemeti ile terör örgütü YPG/SDG arasında varılan mutabakatın çok anlamlı ve önemli olduğunu düşündüğünü belirterek, şunları söyledi:

"Prensip gereği, Türkiye olarak, taraflar kim olursa olsun bir uzlaşıya varırlarsa bunu destekleriz. Çünkü belirli ilkeler üzerinde anlaşmaya vardıkları sürece, bizim açımızdan desteklemeye değer olduğunu düşünüyorum. Ancak Türkiye'nin ulusal güvenlik çıkarları konusunda kendi endişelerimiz, kendi kırmızı çizgilerimiz var. Yine de, Şam hükümeti SDG ile bir anlaşma yaptığında, bunlar genellikle gözetilir. Ancak mevcut duruma geri dönersek, sizin de söylediğiniz gibi, ateşkes devam ediyor ve bu da Amerikan güçlerinin DAEŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a nakletmesine olanak tanıyor. Bunun önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Bence herkes buna yardımcı olmalı. Türkiye olarak, Amerikalılarla birlikte bunu gerçekten kolaylaştırmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz."

“KAMUOYUNUN PEK BİLMEDİĞİ BİR ŞEY VAR"

Fidan, Türkiye'nin "Kürtlerin liderliğindeki herhangi bir polis yapısını kabul edip etmeyeceğine" ilişkin soruya "SDG esasen Suriye'deki PKK'nın bir uzantısıdır ve PKK'nın dört ülkede dört kolu vardır: Suriye, Irak, İran ve Türkiye. Yani, dört ülke için hedefleri var. Suriye Kürtlerine gerçekten değer veriyoruz. Onlara oldukça adil davranılmalı." yanıtını verdi.

Fidan, PKK'nın geçmişte yüzlerce kişiyi alıp seferber ettiğini ve SDG ile Suriye'de görevlendirdiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Onlar Suriyeli değiller ve şu anda Suriye'deler. Tek amaçları ise Türkiye'nin ulusal güvenlik çıkarlarına zarar vermek. Ve biz bunun gerçekten ortadan kalkmasını istiyoruz. Bu birincisi. İkincisi, dünya kamuoyunun pek bilmediği bir şey var, o da sadece diğer ülkelerden gelen Kürt PKK unsurlarına değil, Suriye'de SDG'nin kontrolündeki bölgelerdeki Türk solcu unsurlarına da Türkiye'ye karşı faaliyet gösterebilecekleri bir sığınak ve yer verildiği. 300 kadar silahlı insan var orada. Bunlar Türk sol örgütlerinin üyeleri ve tek görevleri Türk askeri ve güvenlik güçlerine saldırı fırsatları aramak. Biz hepsini tanıyoruz, onlar da bunu biliyor. Biz bunun da ortadan kalkmasını istiyoruz."

"TEK BİR ORDU OLMALI"

Fidan, geri kalanların, taraflar arasında egemen ve üniter devlet ilkeleri çerçevesinde ele alınması gerektiğine işaret ederek, "Bence egemen ve üniter bir devlette iki ordunun varlığını istemezsiniz. Tabii ki tek bir ordu olmalı, tek bir otorite tarafından komuta edilen tek bir ordu. Polis güçleri ve diğer konular ise Şam ile SDG arasında düzenlenebilir. Bu kadar mikro yönetimle uğraşmak istemiyoruz. Kendi hassasiyetlerimizin oldukça farkındayız, SDG ve diğer taraflardan istediğimiz şeyin oldukça yapılabilir olduğunu düşünüyorum" diye konuştu.

ABD Başkanı Donald Trump'ın dış politika hedefi olarak yapmaya çalıştığı şeyin oldukça büyük bir fark yarattığını düşündüğünü söyleyen Fidan, şunları kaydetti:

"Öncelikle, Gazze'de ateşkes sağlanması konusunda yapmaya çalıştığı şey, bizim de desteklediğimiz bir şey. Biz de iş birliği yapıyoruz. Ukrayna'da yapmaya çalıştığı şey, Rusya ile Ukrayna arasında, dolayısıyla Avrupa ile Rusya arasında bir savaşı durdurmak. Bu, bizim gerçekten değer verdiğimiz bir şey. Suriye'ye gelince, bakış açılarımızın büyük ölçüde örtüştüğünü düşünüyorum. Trump yönetimi, yeni Suriye yönetiminin kendi sorunlarını çözmesini ve uluslararası toplumun sorumlu bir üyesi olmasını istiyor."

"BİZİM SORUNUMUZ İSRAİL İLE DEĞİL, POLİTİKALARIYLA"

Gazze Barış Planı'nın ilk olarak Gazze sorununu çözmek için ortaya atıldığını ve şimdi Barış Kurulu'nun, tüm sürecin bir uzantısı olduğunu belirten Fidan, "Şimdi, ateşkesin ilk aşamasını tamamladık ve Barış Kurulu'nun Gazze gündemini gerçekten ilerletebileceğimiz bir platform olduğunu düşünüyoruz" dedi.

Uluslararası İstikrar Gücü'ne değinen Fidan, "Bu önemli bir konu. Eğer bu uygulanabilirse, hem İsrail hem de Filistinliler için, karşı tarafın saldırısına uğramama ve güvenlik anlaşmalarının ihlal edilme riski olmaması açısından faydalı olacağını düşünüyorum. Bu, Filistin sorununun yeni bir sayfası olacak." dedi.

Fidan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Türkiye'nin Barış Kurulu'na katılımına itiraz ettiğini belirterek, "Davet edildik ve katıldık, adım Gazze Yürütme Kurulu'na dahil edildi ve hala oradayız. Mısır, Katar ve ABD ile birlikte arabuluculuk grubunun çekirdek üyeleriyiz. Dolayısıyla, şu anki konumumuz, Gazze'de devam eden barış sürecine insani, askeri veya siyasi olarak mümkün olan her türlü katkıyı sağlamak. Şimdi, talep edilirse, Uluslararası İstikrar Gücü'ne askeri birlikler sağlamaya hazırız" ifadelerini kullandı.

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin son dönemine işaret eden Fidan, "İsrail ile ticareti keserken bunu çok net bir şekilde ifade ettik; savaş devam ettiği ve Gazze'ye insani yardım girmesine izin verilmediği sürece, hayır, ticaretimizi yeniden başlatmayacağız. Bu bir şeyleri anlatıyor. Bizim sorunumuz İsrail ile değil, bölgedeki İsrail politikalarıyla, özellikle Filistinlilere yönelik politikalarla ve son zamanlarda Gazze'de yaşanan soykırımla" diye konuştu.

Fidan, Türkiye ve İsrail arasındaki "kopuşun" şartlara bağlı olduğunu belirtti.

“İRAN HALKI İSRAİL'DEN GELEN SALDIRILARA KARŞI BİRLEŞİR”

Bakan Fidan, İsrail'in olası İran saldırısında birincil hedefinin İran ordusunun bazı kritik yeteneklerini yok etmek olacağını söyledi.

İsrail'in İran'da rejim değişikliği isteyip istemediğine ilişkin soruya Fidan, "Evet, bunu yapmak isterler ama yapabilirler mi bilmiyorum. Çünkü bu halkın elinde, dış askeri müdahalenin elinde değil. İran halkı savaş ve dış saldırı, özellikle de İsrail'den gelen saldırı sırasında, her zaman liderlerinin etrafında birleşir." cevabını verdi.

İran konusunda daha fazla bölgesel iş birliği için teşvikte bulunduklarını dile getiren Fidan, "Bunun sağlanabilmesi için belirli uygulamalardan ve politikalardan vazgeçmeleri gerek" ifadesini kullandı.

“BÖLGEMİZDEKİ SORUN GÜVEN EKSİKLİĞİ” 

İsrail'in 9 Eylül 2025'te Doha'da Hamas müzakere heyetinin bulunduğu binaya saldırısının ardından "ABD güvenlik şemsiyesinin güvenilirliğinin sorgulanmasına", Körfez ülkeleri ve genel olarak bölgenin kendi güvenlik düzenlemelerine ihtiyacı olup olmadığına ilişkin soruya Fidan, "Evet, buna ihtiyaçları var. Herhangi bir tehdide karşı caydırıcı olmaları gerektiğinden değil, kendi aralarında temel ve nihai bir güven oluşturmak için ihtiyaçları var" yanıtını verdi.

Fidan, bunun güven inşası açısından önemli olduğuna ve caydırıcılığın yalnızca ikincil neden olabileceğine dikkati çekerek, şöyle konuştu: "Çünkü etkileşime girdiğinde, kendini başkasının güvenliğine adadığında, bu nihai güvendir. Bölgemizdeki sorun, bölgedeki ulus devletler arasındaki güven eksikliği. Uluslarımız arasındaki güveni artırmayı başarabilirsek, bu istikrar ve barış getirmeye yardımcı olacak. Tahakküm olmayacak, ne Türk tahakkümü ne Arap tahakkümü ne Fars tahakkümü ne de başka bir tahakküm... Bölgesel ülkeler, bir araya geliyor ve sorumlu davranıyor...Avrupa Birliği'nin sıfırdan bugüne kadar nasıl bir yapı oluşturduğuna bir bakın. Neden biz yapamayalım?"

“HEDEFİMİZ BÖLGESEL DAYANIŞMA PLATFORMU” 

Suudi Arabistan ile Pakistan arasında geçen yıl imzalanan savunma anlaşmasına, Türkiye'nin bu pakta katılmaya hazırlanmasına ve bölgedeki diğer ülkelerin bu örneği takip edip etmeyeceğine ilişkin Fidan, "Bence bölgedeki herhangi bir anlaşma, daha kapsayıcı olmalı. Bu önemli aksi halde bölücü olmak ya da yeni bir cephe oluşturmak istemiyoruz. Bölgesel bir dayanışma platformu oluşturmak istiyoruz. Hedefimiz bu olmalı. 2-3 ülkeyle başlayabilir ancak zamanla, bölgedeki çoğu ülkeyi kapsayan, her şeyi içeren bir yapıya dönüşürse, bu ideal olur ve nihai amaca hizmet eder" değerlendirmesinde bulundu.

Fidan, "Hangi ortak tehdit algılarının, Türkiye'nin bu anlaşmaya dahil olmasını sağladığına" ilişkin soruya, "İlk olarak bölgesel dayanışmanın yokluğunda her zaman bir 'hegemona' ihtiyacımız olduğunu anladık. Hegemon sorunları çözmeye geldiğinde ve gittiğinde çoğu zaman arkalarında bıraktıkları şeyler, ilk geldikleri zamankinden daha kötü olur. İkinci olarak bedelini isterler. Onlara ödeme yapmalısın" yanıtını verdi.

"RUSYA-UKRAYNA ARASINDA BARIŞA HER ZAMANKİNDEN DAHA YAKINIZ"

Rusya-Ukrayna Savaşı kapsamında barış müzakerelerine ve Türkiye'nin olası rolüne ilişkin Fidan, "Tüm tarafların, büyük Avrupa ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri ve belli bir dereceye kadar Rusya'nın da dahil olması açısından, önceki girişimlere kıyasla olası bir barış anlaşmasına her zamankinden daha yakınız" dedi.

Fidan, tarafların bir ya da iki önemli konuyu çözmeye çalıştığını dile getirerek, "İlgili taraflarla sürekli iletişimdeyim çünkü Türkiye, ateşkes müzakerelerinin birçok boyutunda büyük bir rol oynadı." diye konuştu.

"NATO'DA BÖLÜNME OLURSA, AVRUPA'NIN SAVUNMA KAPASİTESİNİ ARTIRMASI GEREK"

Herhangi bir ülkeye bağımlı olmayan Avrupa güvenlik düzeninin NATO'ya bir alternatif oluşturup oluşturmadığına ve Türkiye'nin bu konudaki olası rolüne ilişkin soruya Fidan, "Tabii ki NATO, Transatlantik topluluğu için güvenlik alanında temel bir işbirliği çerçevesi. İşlevselliğini koruduğu sürece, Avrupa, Amerikan ve Transatlantik güvenliği hedefine hizmet eder. Ancak kendi aramızda bölünürsek, ABD ve Avrupa olarak, Avrupa'nın savunma kapasitesini herhangi bir şekilde artırması gerek" yanıtını verdi.

Fidan, savunma sanayi alanında Avrupa Birliği'nin (AB), Avrupa Güvenlik Eylemi (SAFE) gibi bazı tedbirler aldığını anımsatarak, şunları kaydetti:

"Bizim önerdiğimiz ise belki Birleşik Krallık, Türkiye, bazı büyük Avrupa ülkeleri bir araya gelip, Avrupa'nın yeni güvenlik mimarisinin ne olacağına, dayanıklılığımızı, gücümüzü ve caydırıcılık kabiliyetlerimizi neyin artıracağına dair nitelikli tartışmalar yapmak. Çünkü şu anda yaşananlar, bölgede ortak bir güvenlik kapasitesine sahip olmadığımız sürece farklı büyük güçlerin, ağırlık merkezlerinin etrafında dönüp duracak olmamız. Bölgede kendi ağırlık merkezimizi oluşturabiliriz. Birleşik Krallık, Türkiye, Fransa, Almanya ve diğer büyük Avrupa ülkeleri gerçekten kendi kararlarını verebilirlerse, Transatlantik veya Çin veya Rusya'ya sürüklenmemize gerek kalmaz. Elbette bu büyük güçlerle yüksek kaliteli bir iş birliği kurabiliriz."

Fidan, Avrupa ve AB'nin güvenliği konusunda sonsuza kadar ABD'yle devam edilmesi ya da bu ülkelerin "kendi ağırlık merkezlerini" oluşturmaya ihtiyaç duyması gibi bir seçimle karşı karşıya olduğuna işaret ederek, bölgedeki herkes için emniyet ve güvenlik oluşturmaları gerektiğini vurguladı.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Benzer Haberler
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2026 Gerçek İzmir