Büyük felaketin üzerinden 6 yıl geçti!
2026 KPSS Ön Lisans sonuçları açıklandı
İzmir'de fener alayı: Tugay katılmadı
İzmir'de Cumhuriyet'in 103'üncü yaşına özel gece

GERÇEKİZMİR - TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) İzmir Şubesi 50. Dönem Yönetim Kurulu, 30 Ekim 2020 Sisam merkezli İzmir Depremi’nin 6. yıldönümünde kapsamlı bir basın açıklaması yayımladı. Hayatını kaybeden 117 yurttaşın anıldığı açıklamada; yapı stoğu envanterinin çıkarılması, kamusal denetimin esas alınması ve deprem odaklı sosyal devlet politikalarının hayata geçirilmesi çağrısında bulunuldu.
İki İlçede 95 Bin Bina İncelendi, Karşıyaka Yolda
30 Ekim depreminin ardından Bayraklı ve Bornova’da yürütülen yapı stoğu envanteri çalışmalarına katkı sunulduğunu belirten İMO İzmir Şubesi, Karşıyaka ilçesindeki saha çalışmalarının da geçtiğimiz haftalarda tamamlandığını ve raporlama sürecinin sürdüğünü aktardı.
Yapılan çalışmalarda bugüne kadar:
Bayraklı’da 33 bin 625,
Bornova’da 62 bin 018 yapı değerlendirildi.
Karşıyaka’da ise yaklaşık 22 bin 700 bina üzerinde incelemeler tamamlanmak üzere.
Elde edilen verilere göre yapım yılı belirlenebilen Bornova’daki 40 bin 615 binanın 34 bin 397’sinin, Bayraklı’daki 5 bin 709 binanın ise 2 bin 819’unun 1999 yılı ve öncesinde inşa edildiği vurgulandı. Bu durumun binaların doğrudan riskli olduğu anlamına gelmediği ancak bilimsel değerlendirmeye muhtaç yaşlı bir yapı stoğuna işaret ettiği kaydedildi.
"Envanter Verileri Bütünleşik Bir Bilgi Sistemine Dönüştürülmeli"
Şube yetkilileri, teknik kapasitenin varlığına rağmen elde edilen verilerin kurumlar arasında paylaşılabilir, güncellenebilir ve sürekliliği olan bir Yapı Bilgi Sistemi’ne aktarılamamasını risk yönetiminin önündeki en büyük engel olarak nitelendirdi. Yapı stoğunu tanımayan bir kamu yönetiminin deprem güvenliğini sağlayamayacağı ifade edildi.
İMO İzmir Şubesi’nden 6 Maddelik Acil Çağrı
İMO İzmir Şubesi, dirençli kentler oluşturulması adına merkezi ve yerel yönetimlere şu talepleri iletti:
Bütünleşik Yapı Stoğu Envanteri: İzmir genelini kapsayan envanter tamamlanmalı, veriler ulusal ölçekte güncellenen şeffaf bir Yapı Bilgi Sistemi’ne dönüştürülmelidir.
Güçlendirme ve Dönüşüm Planlaması: Riskli yapılar önceliklendirilerek takvim ve kaynak planlaması yapılmalıdır. Güçlendirmenin uzmanlık gerektiren bir mühendislik hizmeti olduğu unutulmamalıdır.
Kamu Binaları ve Altyapı Seferberliği: Okul, hastane, köprü, liman ve toplanma alanlarının güvenlik performansları açıklanmalı ve gerekli müdahaleler yapılmalıdır.
Periyodik Yapı Kontrol Sistemi: İnşaat mühendislerinden oluşan teknik heyetlerle binalar belirli aralıklarla kamusal denetimden geçirilmeli, bu kontroller DASK ve sigorta işlemlerine ön koşul yapılmalıdır.
Sosyal Devlet Sorumluluğu ve Finansman: Yüksek inşaat ve kira maliyetleri karşısında kentsel dönüşüm rant odaklı olmaktan çıkarılmalı; dar gelirli yurttaşlara uzun vadeli finansman, kira ve taşınma desteği sağlanmalıdır.
Kurumsal Eşgüdüm: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, AFAD, belediyeler, üniversiteler ve meslek odaları arasında kalıcı bir iş birliği mekanizması kurulmalıdır.
Açıklama, "Depremler değil, önlenebilir ihmaller can alır. Güvenli kentler bir tercih değil, kamunun temel sorumluluğudur" vurgusuyla son buldu.
YAPILAN AÇIKLAMANIN TAMAMI ŞÖYLE:
30 Ekim 2020 Depreminin 6. Yılında Soruyoruz:
İZMİR DEPREME NE KADAR HAZIR?
Yapı stokunu tanımadan, riskleri bilimsel verilerle belirlemeden ve kamusal sorumluluk üstlenmeden depreme dirençli kentler oluşturulamaz.
30 Ekim 2020’de meydana gelen Sisam merkezli depremde İzmir’de 117 yurttaşımızı kaybettik. Aradan altı yıl geçti. 6 Şubat 2023’te yaşadığımız Kahramanmaraş merkezli depremler ise deprem riskinin bilimsel bilgi ve mühendislik birikimiyle yönetilmediğinde nasıl büyük bir toplumsal yıkıma dönüştüğünü bir kez daha gösterdi.
Depremleri önlemek mümkün değildir; ancak depremlerin afete dönüşmesini önlemek, can kayıplarını en aza indirmek mümkündür. Bunun yolu, bilimin ve mühendisliğin gereklerini yerine getiren, kamusal denetimi esas alan ve insan yaşamını ekonomik çıkarların üzerinde tutan bir afet politikası oluşturmaktan geçmektedir.
1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçmiş olmasına rağmen, özellikle 2000 yılı öncesinde inşa edilmiş yapıların önemli bir bölümü deprem güvenliği açısından değerlendirilme ve gerekli müdahalelerin yapılması ihtiyacını sürdürmektedir. Yeni deprem yönetmelikleri, yapı denetim sistemi ve kentsel dönüşüm mevzuatı tek başına yeterli olmamıştır. Üstelik Türkiye’deki mevcut yapı stokuna ilişkin bilgilerin bütüncül, güvenilir ve güncel bir sistem içinde tutulduğunu söylemek mümkün değildir.
Bir yapının hangi yönetmeliğe göre tasarlandığını, mimari ve mühendislik projelerinin mevcut ve yerinde uygulandığı şekliyle olup olmadığını, malzeme özelliklerini, taşıyıcı sisteminde sonradan değişiklik yapılıp yapılmadığını ve deprem etkileri altındaki performansını bilmeden o yapının güvenliği hakkında sağlıklı karar verilemez. Yapı stoku envanteri, yalnızca teknik bir çalışma değil; yaşam hakkını ve kamu güvenliğini ilgilendiren temel bir kamu hizmetidir.
İZMİR’DE YAPI STOKUNUN DURUMU BİLİNİYOR, PEKİ GEREĞİ YAPILIYOR MU?
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi olarak, 30 Ekim 2020 depreminin ardından Bayraklı ve Bornova’da yürütülen yapı stoku envanteri çalışmalarına katkı sunduk. Çalışmalar Karşıyaka ilçesi için de geçtiğimiz haftalarda tamamlanmış, raporlama işlemleri devam etmektedir.
Bugüne kadar Bayraklı’da 33.625, Bornova’da 62.018 yapı değerlendirilmiş; Karşıyaka’da yaklaşık 22.700 bina üzerinde çalışma yürütülmektedir.
Envanter verileri, incelenen ilçelerde 1999 yılı ve öncesinde inşa edilmiş geniş bir yapı stokunun bulunduğunu göstermektedir. Yapım yılı belirlenebilen Bornova’daki 40.615 binanın 34.397’si, Bayraklı’daki 5.709 binanın 2.819’u 1999 yılı ve öncesine aittir. Bu veriler, söz konusu yapıların tamamının riskli olduğu anlamına gelmemekle birlikte, deprem güvenliği bakımından bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi gereken önemli sayıda yaşlı yapı stoğunun varlığına işaret etmektedir.
Bu çalışmalar, İzmir’de yapı stoğunu inceleyebilecek teknik kapasitenin ve mesleki birikimin mevcut olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak envanter verilerinin sürekliliği olan, güncellenebilir ve kurumlar arasında paylaşılabilir bir yapı bilgi sistemine dönüştürülememesi, risklerin yönetilmesinin önündeki en temel sorunlardan biridir.
Yapı stokunu tanımayan, riskleri önceliklendirmeyen ve elde ettiği verileri somut önlemlere dönüştürmeyen bir kamu yönetimi, deprem güvenliğini sağlayamaz.
DEPREME DİRENÇLİ İZMİR İÇİN TALEPLERİMİZ
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi olarak, merkezi yönetimi ve yerel yönetimleri aşağıdaki adımları gecikmeksizin atmaya çağırıyoruz:
İzmir’in tamamını kapsayan yapı stoku envanteri oluşturulmalıdır. Mevcut çalışmalar bütünleştirilmeli; yapıların teknik özellikleri, proje bilgileri ve deprem güvenliği bakımından öncelikleri bilimsel yöntemlerle belirlenmelidir. Veriler, ulusal ölçekte bütünleşik ve sürekli güncellenen bir yapı bilgi sistemine aktarılmalı; kişisel verilerin ve gerekli güvenlik bilgilerinin korunması gözetilerek kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılmalıdır.
Risklerin belirlenmesi, güçlendirme ve dönüşüm çalışmalarına dönüştürülmelidir. Öncelikli yapı grupları için takvim ve kaynak planlaması yapılmalı; güvenli hale getirilebilecek yapılar bilimsel değerlendirmeler doğrultusunda güçlendirilmeli, gerekli durumlarda dönüşüm gerçekleştirilmelidir. Güçlendirme, basit bir tadilat değil, uzman mühendislik hizmeti gerektiren kapsamlı bir uygulamadır.
Kamusal yapılar ve kritik altyapılar için güvenlik seferberliği başlatılmalıdır. Okulların, hastanelerin ve diğer kamu binalarının deprem performansına ilişkin değerlendirme ve müdahale sonuçları açıklanmalıdır. Köprüler, yollar, iskeleler, altyapı sistemleri ve afet sonrası müdahale açısından kritik tesisler de aynı bütüncül yaklaşımla ele alınmalıdır. Acil toplanma alanlarının kapasitesi ve güvenliği bilimsel ölçütlerle değerlendirilmelidir.
Periyodik yapı kontrolü kamusal bir sistem olarak kurulmalıdır. Alanında uzman inşaat mühendislerinin görev alacağı teknik heyetlerle mevcut yapıların belirli aralıklarla ve kamu eliyle değerlendirilmesi sağlanmalı; tespitler kayıt altına alınarak deprem sigortası işlemlerine bir ön koşul olarak sunulmalı iyileştirme anlamında da gerekli önlemler izlenmelidir.
Depreme dirençli kentler, yurttaşların ekonomik gücüne bırakılabilecek bir mesele değildir. Yüksek yapım, kira ve taşınma maliyetleri, özellikle dar gelirli yurttaşların güvenli konutlara erişimini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle kentsel dönüşüm, aynı zamanda bir sosyal devlet sorumluluğudur. Kamu kurumları uzun vadeli ve erişilebilir finansman, kira ve taşınma desteği ile güçlendirme desteklerini etkin biçimde sağlamalıdır. Dönüşüm süreçleri rant odaklı uygulamalara indirgenmemeli; kentlerin tarihî ve kültürel dokusu, sosyal yaşamı ve barınma hakkı korunmalıdır.
Deprem güvenliği yalnızca yapı sahiplerinin değil, merkezi ve yerel yönetimlerin ortak sorumluluğudur. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, AFAD, belediyeler, üniversiteler ve meslek kuruluşları arasında kalıcı bir eşgüdüm kurulmalı; bilimsel bilgi karar alma süreçlerinin merkezinde yer almalıdır.
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi olarak, insan yaşamını ve kamu yararını esas alan deprem politikalarının oluşturulması ve uygulanması için mesleki birikimimizi kamuyla paylaşmaya, üzerimize düşen teknik sorumluluğu yerine getirmeye hazırız. Yetkili kurumları, yıllardır dile getirilen uyarıları dikkate almaya ve somut adımlar atmaya çağırıyoruz.
30 Ekim 2020 depreminde yaşamını yitiren 117 yurttaşımızı saygıyla anıyor, yakınlarına bir kez daha başsağlığı diliyoruz.
Depremler değil, önlenebilir ihmaller can alır. Güvenli kentler bir tercih değil, kamunun temel sorumluluğudur.






Sayfa başına git