MENÜ
İzmir 13°
Gerçek İzmir
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Kültür Çalıştayı’nda dikkat çeken çıkış: Artık hiçbir belediye güvende değil!
Yerel Yönetimler
7 Mayıs 2026 Perşembe 10:50

Kültür Çalıştayı’nda dikkat çeken çıkış: Artık hiçbir belediye güvende değil!

İzBB tarafından düzenlenen Uluslararası İzmir Kültür Politikaları Çalıştayı’nda yerel yönetimlerin kültür politikalarındaki rolü, küresel eğilimler ve İzmir’in kültür ekosistemi ele alındı. Çalıştayda eski Kültür Bakanı Burhan Suat Çağlayan belediyelere yönelik baskılar üzerinden iktidarı sert sözlerle eleştirdi. Çağlayan UCLG'yi de eleştirerek "Mevcut iktidarın dediğini yapar hale geldiler" dedi.

Asena TUNCA/GERÇEKİZMİR - İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Uluslararası İzmir Kültür Politikaları Çalıştayı, Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Açılışı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın yaptığı çalıştayda, kültür politikalarının yerel yönetimlerdeki rolü, küresel eğilimler ve İzmir’in kültür ekosistemi ele alındı.

Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Başkan Cemil Tugay, kültürün kent yaşamının temel unsurlarından biri olduğunu belirttiği konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

"Bulunduğumuz bu mekan, aslında bu toplantıyı anlamlı kılan bir mekan. Burası Havagazı Fabrikası. 1862'de kurulduğunda İzmir'i, Osmanlı döneminde sokak aydınlatmasını havagazı ile yapan ilk kent haline getirdi burası. 150 yıl sonra aynı yapı, endüstri mirasından bir kültür mekanına dönüştürülerek kente yeniden kazandırıldı.
Bir kentte neyin korunmaya, neyin dönüştürülmeye değer olduğuna nasıl karar vereceğiz? Bu çalıştayı tam da bu ve benzeri önemli sorulara bilimsel ve katılımcı cevaplar üretmek için düzenliyoruz.

KÜLTÜRE ERİŞİMİN NASIL DAĞILDIĞINA BAKARSANIZ EŞİTSİZLİK HARİTASINI GÖRMÜŞ OLURSUNUZ

Bir kentte kültüre erişimin nasıl dağıldığına bakarsanız, o kentin eşitsizlik haritasını da görmüş olursunuz. Bu tesadüf değil. Ancak bu eşitsizlikleri görebilmek için öncelikle kültüre erişimi bir lüks değil, bir konfor değil, temel bir hak olarak kavramak gerekir. Bu hakkın kent ölçeğinde dağılımı, kalkınma politikasının niteliğini de doğrudan yansıtmaktadır.
Sürdürülebilir kalkınma tartışmaları uzun yıllar boyunca; ekonomik büyüme, sosyal gelişme ve çevresel koruma eksenlerinde ilerledi. Ancak bu üçlü eksenin sistematik olarak dışarıda bıraktığı bir boyut vardı, o da kültürdür.

Çünkü kültür; yalnızca sanatsal üretim ya da miras alanlarının korunmasından ibaret değildir. Bireylerin ve toplulukların dünyayı algılama, anlamlandırma ve yeniden üretme biçimlerini belirleyen kurucu bir unsurdur. Kalkınmanın sonuçlarından biri değil, kalkınma süreçlerinin yönünü ve niteliğini belirleyen çerçevenin ta kendisidir.

UNESCO da tam bu gerekçeyle kültürün, politika tasarımının başlangıç noktası olduğunu söylüyor. Bu çerçeveyi üç farklı düzeyde görmek mümkündür: Kültür ekonomisinin ürettiği ekonomik değer, toplumsal uyum, aidiyet ve birlikte yaşama kapasitesi ve en temel anlamıyla insanların neyi yaşamaya değer bulduğunu, birlikte nasıl yaşamak istediğini ve hangi geleceği birlikte nasıl hayal ettiklerini belirleyen bir değerler bütünü. İzmir Kültür Politikaları Çalıştayı’nı tam da bu çerçevede, somut ve uygulanabilir politikalar üretmek için düzenliyoruz."

SAHİP OLDUĞU DİNAMİKLERLE ÇOK DAHA GÜÇLÜ BİR AKTÖR OLMAYI HAK EDİYOR

İzmir'in sahip olduğu değerler ile çok daha güçlü bir olmayı hak ettiğini ifade eden Tugay konuşmasının devamında şunları kaydetti:

"Kültür artık bir yan alan olmaktan çıkıyor; kentsel yaşamın niteliğini, toplumsal dayanıklılığı ve demokratik kapasiteyi belirleyen kurucu bir unsur haline geliyor.
Bu dönüşümü kavrayan kent yönetimleri; kültür politikasını; sosyal politika, çevre politikası ve mekansal planlama ile birlikte ele almaya başladılar. Kültürü; eşitsizliklerle mücadele ve demokratik katılımda stratejik bir alan olarak inşa ediyoruz. İzmir bu dönüşümde önemli mesafeler katetmiş bir kenttir. Ama sahip olduğu tarihsel birikim ve toplumsal dinamikleriyle; ulusal ve uluslararası ölçekte çok daha güçlü bir aktör olmayı da hak etmektedir.

BU ÇALIŞTAYIN İZMİR'DE DÜZENLENMESİ TESADÜF DEĞİL

Bu çalıştayın İzmir’de düzenlenmesi bir tesadüf ya da basit bir etkinlik tercihi değil. İzmir, kültür politikalarını tartışmak için son derece özgün bir zemin sunmaktadır. Bu özgünlüğü sağlayan sadece İzmir’in tarihi değil, o tarihin İzmir’de nasıl biriktiği ve bugünkü kentsel kimliği nasıl şekillendirdiğidir.

İzmir, binlerce yıl boyunca farklı uygarlıkların, dinlerin ve kültürlerin bir arada var olduğu bir şehir olmuştur. Çatışmadan çok; uyumun, iş birliğinin, bir anlamda alışverişin belirleyici olduğu bir liman kenti olarak şekillenmiştir. Antik Smyrna’dan başlayan, Osmanlı döneminin çok dilli ve çok dinli ticari karakteriyle zenginleşen ve 19. yüzyılın Levanten kozmopolitizmi ile olgunlaşan bir birikimi vardır İzmir’in. Bu da İzmir’e, başka kentlerin çoğunda bulunmayan kültürel katmanlar kazandırmıştır.

İZMİR KÜLTÜREL BİRİKİMİNİ BİR POLİTİKA HALİNE GETİRMEK ZORUNDA
Farklı kültürel topluluklar, yüzyıllar boyunca bu kentte yalnızca yan yana değil, aslında iç içe yaşamışlardır. Bu çok katmanlı birliktelik, bugün de İzmir’in demografik çeşitliliğinin bir parçasıdır. Örneğin; Türkiye’nin en kalabalık Roman nüfuslarından birine ev sahipliği yapıyoruz şehrimizde. İzmir; bu topluluğun kültürel birikimini, yaşam pratiklerini ve sanatsal üretimini, kültür politikasının görünür bir bileşeni haline getirmek zorundadır.

Cumhuriyet ile birlikte İzmir bu birikime yeni bir katman ekledi. Modernleşmenin, laikliğin ve çağdaş yaşamın Anadolu’daki en güçlü kentsel karşılıklarından birini oluşturdu. Cumhuriyet’in kültür devrimleri şehrimizde, bu kentte; yalnızca yukarıdan bir dönüşüm olarak değil, toplumsal bir karşılık yaratarak vücut buldu. İzmir bugün de bu kimliğini aynı şekilde yaşatıyor.

Çağdaşlık, laiklik, özgür düşünce ve çoğulculuk; şehrimizin yalnızca siyasi tercihleri değil; kültürel değerleri, gündelik yaşam pratikleri ve kentsel belleğidir. Sanat üretimi burada daha cesur, sivil toplum burada daha güçlü, kamusal alan daha özgür bir nitelik taşımaktadır. Bu değerler İzmir’i İzmir yapan şeylerin ta kendisidir.
Kültür politikası bu kimliği yalnızca korumaktan ibaret olmamalı; aktif olarak beslemeyi, güçlendirmeyi ve geleceğe taşımayı da kapsamalıdır. Kültür politikasında alacağımız her karar, bu değerler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu kararlar nelerdir? Mesela; hangi üretimlerin destekleneceği, hangi mekanların kimler için açık tutulacağı, hangi seslerin kamusal alanda görünür kılınacağı gibi kararlardan söz ediyorum.

Kültür politikaları belirlenirken yalnızca uzmanların ya da kurumların değil, kentin tüm aktörlerinin söz hakkı olduğunu; kültürü şeffaf, kapsayıcı ve çoğulcu bir alan olması gerektiğini vurguluyoruz. Bu tercih ile İzmir’in kültürel kimliği arasında da sıkı ve kopmaz bir bağ vardır. Çünkü çoğulculuk, özgür düşünce ve katılımcılık; şehrimizin tarihsel belleğine kazınmış değerlerdir.
Bu çerçevede çalıştay; İzmir’in kültür politikası alanında planlı, veri temelli ve bütüncül bir politika mimarisi oluşturmasının başlangıç noktası olarak tasarlandı."

ESKİ BAKAN'DAN İKTİDARA ELEŞTİRİ YAĞMURU

Tugay'ın konuşmasının ardından başkanlar oturumu başladı. Oturumun moderatörlüğünü yapan eski Kültür Bakanı Dr. Burhan Suat Çağlayan, belediyelere yönelik operasyonlara tepki göstererek "Sayın Tugay'ı izlerken sanki dün akşam televizyonda izlediğimiz böyle başına yönetimlerin çöktüğü bir başkan değil; kültürle kaynaşmış, kültürü düşünen, sanki kültürü yalnız, kültürde var olan bir başkan imajı az önce gördük. Ama bir dakikadan önce onu izlerken televizyonda zaten neler çektiğini biliyoruz.

BELEDİYELERİN ÜZERİNE NASIL ÇÖKÜLDÜĞÜNÜ VE NASIL BİR GİYOTİNİN ÜZERİNDE DURDUĞUNU BİLİYORUZ

Nasıl belediyelerin üstüne çöküldüğünü, nasıl belediyenin mallarına el konulduğunu, nasıl kredilerin onaylanmadığını, nasıl bir giyotinin başının üzerinde durduğunu bilmiyor gibiyiz. Biliyoruz tabii ki.
Gerçekten belediyeler, muhalif belediyelerin büyük sıkıntılar yaşadığı bir aşamadayız. Bu aşama geçmişten gelen, yavaş yavaş artan ve maksimuma varan bir baskı aşaması. 

ARTIK HİÇBİR BELEDİYE GÜVENDE DEĞİL

Artık hiçbir belediye güvende değil. Her sabah uyandığımızda 'Acaba hangi belediye başkanı gözaltına alındı?', saat 12'de, 1'de ya da 5'te ev baskınına uğradı ve çoluğunun çocuğunun arasından, arkada ağlayan çocukları bırakarak götürüldü diye televizyonları açıp bilgi almaya çalışıyoruz.
Tabii otokratik yönetimlerin bir davranış şekli bu. Bu davranış şeklinin ne yazık ki ete kemiğe büründüren bu davranışı, yargının yönetimlerin emrine giriyor olması. Burada söylediğim şeyler benim kişisel görüşüm. Bu ortamda kültür konuşmak için sanki ölmek üzere olan bir adama biraz su vermek gibi oluyor kültür konuşmak.
Çökülmüş üstlerinde başlarına yönetimler tarafından, hiçbir şekilde nefes aldırılmayan belediyelerimiz var. Çok sayıda tabii bütün muhalif belediyeler hemen hemen neredeyse" ifadelerini kullandı.

UCLG'YE SERZENİŞ

Çağlayan konuşmasının devamında Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı'nı (UCLG)eleştirerek şunları söyledi: "UCLG daha kuruluş aşamasında Türkiye'ye bir haksızlık yaptı. Türkiye'yi sancak gemisi olan Avrupa'nın dışına aldı, 'tuttu' demiyorum, attı. 2004 yılında yaptılar. Eğer o 2004 değil de 2005 sene önce olsaydı kimse bunu kabul etmezdi. 

UCLG YÖNETİCİLERİ AK PARTİ'YE GÖZ KIRPAR HALE GELDİ

UCLG bu etkinlikleri içinde, yaptığı faaliyetler içinde her zaman ülkelerin siyasi durumunu da göz önüne alarak yaptı ne yaptıysa bugüne kadar. Ve ancak yaparken şunu diyor: 'Ben siyasetten anlamam' diyor. 'Aman beni siyasetin içine sokma' diyor. En son İstanbul UCLG’den ayrıldı. Niye ayrıldı biliyor musun? Şundan ayrıldı; çünkü UCLG karar vericileri ve onun Türkiye'deki kolları, UCLG'yi AK Parti'ye göz kırpan —AK Parti demeyeyim— yönetime göz kırpar hale getirdiler. Göz kırpmaktan öte dahası var; onun dediğini yapar hale getirdiler.

UCLG dikkat etmeli. İstanbul ayrıldı, dahası da gelebilir, dahası da olabilir. Ama bunun yanlış politikalar sonucu buraya geldiğini de bilmeli. UCLG tek değil. 

UCLG AYAĞINI DENK ALMALI

UCLG ayağını denk almalı. Olması şart olan bir kuruluş değil. Hele UCLG'nin ajanları —yani kolları anlamında söylüyorum— onlar da lütfen UCLG'ye iyi rapor vermeli. Lütfen bu söylediklerimi de eğer yumuşatmadan, UCLG'nin davranışlarında olduğu gibi 'işte biraz idare edelim onları, hani ayrılırız tehdidi yaptık da işte iyi şeyler söylemedi' tarzında rapor olarak değil de olduğu gibi iletilmesini rica ediyorum. Çünkü UCLG gerçekten Türkiye'de baştan aşağı tartışılacaktır. Bundan sonra bu davranışıyla UCLG'ye çok fazla ihtiyaç olmayabilecektir.

Ben bunları hep söylemek zorundaydım. Kişisel olarak duyduğum eziklikten, UCLG'den duyduğum rahatsızlıktan, aynı zamanda yönetimlerin büyükşehir belediyelerine —gerçi büyükşehir değil bütün belediyelere— bütün muhalif belediyelerin boğazına çökmesinden duyduğum rahatsızlıktan dolayı bütün bunları söyledim. Beni bağışlasınlar sevgili başkanlarım, korsan bir konuşma oldu. ben onların konusu değil bugün başka şeyler söyleyecektim ama bunu söylemeden de geçmek istemedim."

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Benzer Haberler
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2026 Gerçek İzmir