CHP İzmir Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Rıfat Nalbantoğlu, 1 Mayıs İşçi Bayramı nedeniyle yaptığı açıklamada, “Emek ve Dayanışma Günü” olarak adlandırılan bu anlamlı günde milyonlarca çalışanın güvencesiz bir şekilde açlık ve sefaletin gölgesinde yaşam mücadelesi verdiğine dikkat çekerek, “İnsan haklarının olmadığı yerde işçi haklarından söz edilemeyeceğini” ifade etti.
CHP İzmir Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Rıfat Nalbantoğlu, 1 Mayıs İşçi Bayramı nedeniyle yaptığı açıklamada, “Emek ve Dayanışma Günü” olarak adlandırılan bu anlamlı günde milyonlarca çalışanın güvencesiz bir şekilde açlık ve sefaletin gölgesinde yaşam mücadelesi verdiğine dikkat çekerek, “İnsan haklarının olmadığı yerde işçi haklarından söz edilemeyeceğini” ifade etti.
İnsan haklarının olmadığı yerde işçi haklarından söz edilemez.
İşçilerin insan onuruna yakışır koşullarda yaşama ve çalışma hakkının, insan haklarının evrensel ölçüde kabulü ve uygulanmasıyla doğrudan ilgili olduğuna vurgu yapan Nalbantoğlu, ifade özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının, örgütlenme ve sendikalaşmanın olmadığı bir yerde çalışanların haklarına sahip çıkabilmesinin de mümkün olmadığını belirtti.
Ülkemizde emek değersizleştirilmekte, emekçiler ücretli kölelere dönüştürülmektedir.
İnsan haklarının güvence altına alınmadığı toplumlarda işçilerin çoğu zaman güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edilip, hak arama yollarının kapatılarak sömürüye açık hale getirildiğine dikkat çeken Nalbantoğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Ülkemizde emeğin değeri her geçen gün daha fazla aşınmakta; işçiler, alın terlerinin karşılığını almakta zorlanmaktadır. Yüksek enflasyon karşısında eriyen ücretler, ağır vergi yükü ve güvencesiz çalışma koşulları, emekçileri adeta “ücretli kölelik” düzenine mahkûm etmektedir. Bu tablo, sosyal devlet ilkesinin ciddi biçimde zedelendiğini açıkça göstermektedir. Çalışanların karşı karşıya olduğu sorunlar sadece ekonomik değildir. Uzun çalışma saatleri, iş güvenliğinin yetersizliği ve sendikal örgütlenmenin önündeki engeller, emeğin hak ettiği değeri bulmasının önünde büyük bir engel oluşturmaktadır. Bu durum, işçilerin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik olarak da baskı altında kalmasına yol açar. Emekçinin sesinin kısıldığı bir düzende ise adaletten söz etmek mümkün değildir.”
İşçiler sadece açlık ve sefaletle değil, ölümle de mücadele etmektedir.
Çalışanların sadece açlık ve sefaletle değil, güvencesiz ve sağlıksız koşullarda çalışmayla karşı karşıya kaldığını ve bunun bedelinin de ölüm olduğunu belirten Nalbantoğlu, Uluslararası Çalışma Örgütü “ILO” verilerine göre ülkemizin ölümlü iş kazalarında Avrupa’da birinci dünyada üçüncü sırada olmasının tesadüfi olmadığını belirterek şunlara değindi:
“Ülkemizde yaklaşık 17 milyonu aşan işçi nüfusuna rağmen sendikalı işçi oranı yüzde 14 seviyelerinde kalmaktadır. Daha da çarpıcısı, toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçilerin oranı yüzde 10’un dahi altındadır. Özel sektörde ise bu oranlar çok daha düşük seviyelere inmektedir. Bu durum, milyonlarca emekçinin örgütsüz ve güvencesiz bırakıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Çalışma yaşamında güvencesizlik yaygınlaştıkça, kayıt dışı istihdam, taşeronlaşma ve esnek çalışma modelleri kalıcı hale getirildikçe iş kazaları da artmakta, en ağır bedeli yine en korumasız kesimler yani genç- yaşlı, kadın – erkek, çoluk- çocuk demeden emekçiler ödemektedir. Nitekim geçen yılın verilerine göre en az 2 bini aşkın emekçi çalışırken hayatını kaybetmiştir. Bu demektir ki günde en az 6 işçi yaşamını yitirmektedir. Bu, kader değil; denetimsizliğin, ihmallerin ve emeği değersizleştiren anlayışın bir sonucudur.”
1 Mayıs sadece emek ve dayanışma günü değil, insanca onurlu bir yaşam çağrısıdır.
Demokrasinin, adaletin ve hukukun yok sayıldığı, temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı bir dönemde ne insan haklarından ne de işçi haklarından söz edilemeyeceğini ifade eden Rıfat Nalbantoğlu, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:
“Yıllardır ülkeyi yönetenler, uyguladıkları politikalarla hem emeğe hem de emekçiye sırtını dönmüş ve ekonomide yaşanan bütün olumsuzlukların, ülkeyi yönetememe krizinin bedelini çalışanlara ödettirmiştir. Bugün ülkemizde milyonlarca çalışan için 1 Mayıs, artan geçim sıkıntısı, güvencesizlik ve derinleşen eşitsizliklerin gölgesinde karşılanmaktadır. Emeğin değeri her geçen gün daha fazla aşınmakta, işçiler alın terlerinin karşılığını almakta zorlanmaktadır. Daha dün sonuçlanan maden işçilerinin onurlu direnişi bunun en somut örneğidir. Onun için “1 Mayıs” bir anma ve kutlama günü olmasının dışında bir mücadele ve dayanışma günüdür. Haksızlığa, hukuksuzluğa, eşitsizliğe karşı çıkma günüdür. Örgütlü mücadelenin taçlandırıldığı gündür. Onurlu bir yaşam çağrısıdır. Bu nedenle “1 Mayıs” ancak ve ancak bu bozuk ve çarpık düzen değiştiğinde gerçek anlamına kavuşacaktır.”