"Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 97. durağında Pendik’te binlerce yurttaşla buluşan CHP, 19 Mart'ın yıl dönümü öncesi kararlılık mesajı verdi.
CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı ve seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun ve belediye başkanlarının tutuklanmasının ardından her hafta düzenlenen "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 97'ncisi Pendik'te gerçekleştirildi.
İstanbul'un 39 ilçesinde düzenlenen mitinglerin ardından bölge mitinglerine geçen CHP, bu haftaki 1. bölge mitingini Pendik Sahil Tören Alanı'nda düzenlendi.
Ekrem İmamoğlu, Silivri Cezaevi’nden mitinge gönderdiği mektubunda kendisine yönelik davayı "12 yıldır kurgulanan siyasi bir kumpas" olarak niteleyerek, "Beni yargılayamazlar, ben onları yargılıyorum. Bu ülkede eninde sonunda millet ne derse o olacak" ifadelerini kullandı.
CHP Lideri Özgür Özel'in konuşmasında ise AKP dönemindeki İBB yolsuzluklarını belgeleyen "Hesap" kitabı ve usulsüzlüklerin yanı sıra, derinleşen ekonomik kriz, emekli yoksulluğu ve dış politikada Trump ile Netanyahu ekseninde kurulan düzene yönelik eleştiriler öne çıktı. "Türkiye İttifakı" vurgusu yapan Özel, tüm yurttaşları yaklaşan bayramda iktidar bloğunu destekleyen tanıdıklarıyla konuşarak "yoksulluğun, işsizliğin bir kader olmadığını ve kimsenin bunlara katlanmak zorunda olmadığını anlatmaya" çağırdı.
20.40 | ÖZGÜR ÖZEL KONUŞMASINA BAŞLADI
CHP Genel Başkanı Özel, halkı selamlayarak konuşmasına başladı.
"19 Mart Darbesi'nden neredeyse 1 yıl sonra, darbenin yıl dönümüne 1 hafta kala hep birlikte Pendik'teyiz" diyen Özel, "Sizlere bakınca görüyorum ki korkaklar değil, cesurlar kazanır. Kötüler değil, iyiler kazanır. Biz kazanacağız" ifadelerini kullandı.
Özel, sözlerine şöyle devam etti:
"Bu gece yine bu soğukta on binleriz ama elbette bir yanımız yine eksik. Bugün burada, birinci bölgede Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler’e, Şile Belediye Başkanımız Özgür Kabadayı’ya, belediye meclis üyelerimize, bürokratlarımıza, emekçi arkadaşlarımıza bir selam yolluyoruz buradan onlara. Aslanlara selam olsun!"
"Pendik’te 35 yıldır maalesef seçimleri kazanamadık. Ama Pendik’e küsmedik, kusuru kendimizde aradık" diyen Özel, şöyle devam etti:
"Doğru adayı aradık, eksik yanlarımızı aradık ve çabaladık. Bu seçimlerde Pendik’i yine kazanamadık ama çok büyük bir başarı yakaladık. Yüzde 43 oy aldık, küçük bir farkla Pendik’i kaybettik. O günkü adayımız Tarık Balyalı bugün bizimle beraber. Ona sahip çıkan sizlere ve müthiş bir kampanya yapan Pendik örgütünün tüm neferlerine teşekkür ediyorum. O Tarık Balyalı bir kitap yazdı. O kitap elimde. Öncelikle şunu söyleyeyim. 19 Mart darbesinden sonra ‘Millete Emanet’ kitabını; Ekrem Başkan’la birlikte birimizin ön sözünü, birimizin son sözünü yazdığı kitabı size emanet etmiştim. Sevgili Yavuz Oğhan yazmıştı kitabı. Gelirini Aile Dayanışma Ağı’na, ayrıca tüm mücadele sürecinde yurdundan olana yurt bulmaya, bursu kesilene burs bulmaya ve maaşları kesilen arkadaşlara sahip çıkmak için fona bu geliri söylemiştik. Sizler ‘Millete Emanet’ kitabına sahip çıktınız. Aldınız, okudunuz, hediye ettiniz. Kitabın satılmasını sağladınız. Bugün o kitabın altıncı ayında ilk telif ücretleri geldi, yerlerine ulaşıyor. Kitaba sahip çıkan herkese yürekten teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız. Siz bu ülkenin en büyük, dayanışmaya en iyi bilen, birlikten güç alan ve güç veren, yan yana durup tarihin akışını değiştiren milyonlarsınız. İyi ki siz varsınız. Sonrasında Sayın Balbay yazdığı kitapların gelirlerini aynı fona söz verdi, önümüzdeki aylarda aktarılacak. Şimdi Pendik’in son adayı Tarık Balyalı bir kitap yazdı. Adı, ‘Hesap.’ Bu kitabın da bütün geliri olduğu gibi Aile Danışma Ağı, ADA’ya ve bu mücadelede zarar gören herkesin karınca kararınca mağduriyetinin giderilmesine aktarılacak. Tarık Balyalı’nın ‘AKP Dönemi İBB Yolsuzlukları’ kitabını, adI ‘Hesap’ olan kitabını sizlere emanet ediyorum. Ama muhteşem bir eser. Bakarsan yazan Tarık Balyalı. Kalemi o tutmuş. Bilgisayarın ve klavyenin tuşlarına o dokunmuş. Ama hakikaten ne desem az. Şu AKP'ye bak yahu, yolsuzluğun kitabını yazmış."
Pendik'in son seçimlerdeki CHP Belediye Başkan Adayı Tarık Balyalı'nın AKP dönemi yolsuzluklarını kaydettiği kitabı "Hesap"a değinen Özel, şunları söyledi:
"Gizli tanıklara dünya kadar yalan attırıp o gizli tanığı elinden kaçıranlar tanık değişikliği yapıyorken Tarık Balyalı'nın kitabında somut gerçekler var. Sadece bir örnek, yıl 2018, ihale selatin camilerinin ibadete hazır halde bulunması hizmet alım ihalesi. Yani İstanbul'daki padişah ve ailelerinin yaptırdığı camilerin temizlenmesi. Buna ihale açıyoruz, bir şirket 100 milyonla alıyor.
Bir yıl sonra 2019'da biz geliyoruz, yapılan işe bakıyoruz; aynı ihaleyi bir daha açıyoruz ve bu sefer '35 milyon TL'ye ben yaparım' diye dünya kadar teklif geliyor. Bir inceleniyor ki 100 milyona bir yıl önce alınan iş 35 milyona yapılıyormuş. Bundan yedi sene öncenin parasıyla 65 milyon lira; doları bugüne çevirirsen 550 milyon lira, yarım milyar lira bir yolsuzluk var. Nerede? Cami temizliğinde.
Allah'tan korkmazlar, kuldan utanmazlar; güya muhafazakarlar, güya alnı secde edenler, ecdadın emaneti camiyi temizleteceğim diye yarım milyar yolsuzluk yapmışlar. İşte burada kitap, adı 'Hesap'. Ama bunun hesabı verilsin, hesabı sorulsun diye 2019'da belgeler hazırlandı, dosya hazırlandı, savcılığa yollanmak üzere harekete geçildi; o günün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hırsızların imdadına yetişti. Hırsızların imdadına yetişti. Geldi dedi ki; 'O dosyanın tamamını bana vereceksiniz.' Dosyayı aldı, üstüne oturdu ve o günden beri bu dosyada bir arpa boyu yol gidilmedi, bir adım atılmadı.
Bir yanda iftirayla dünyanın en namuslu bürokratlarını alıp içeri koyanlar, 'at imzayı çocuğuna kavuş' diyenler, 'Ekrem'i suçlamazsan burada çürürsün' diyenler ve onlara teslim olmayan namuslu, dürüst arkadaşlarımız; bir yanda cami temizliğinde bire üç yolsuzluk yapan, işi üç katına yapan, cami temizlemeden servetine servet katan birileri ve onları savunan Süleyman Soylu denilen kişi.
Değerli arkadaşlar, hırsıza hırsız olduğunu hatırlatmazsan sana ahlak dersi verirmiş. İşte tam bu durumla karşı karşıyayız. Ama ant olsun ki o dosyalar açılacak, o hesaplar sorulacak; bize atılan iftiralar gibi delilsiz değil, tüm kanıtlarıyla bunlardan hepsinin hesabı sorulacak."
"EMEKLİYE GEÇEN 23-24 YILIN SONUNDA YOKSULLUĞU KANIKSATTILAR"
Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Değerli Pendikliler; bozuk düzende sağlam çark olmaz. Adalet olmazsa refah da olmaz. AK Parti’nin kara düzeni ülkeyi fakirleştirmeye devam ediyor. Bugün açlık sınırı 32.000 lira, yoksulluk sınırı 105.000 lira. Asgari ücret 28.000, en düşük emekli maaşı 20.000 lira. Beş emekli bir araya gelse bir zengin etmiyor; bırakın zenginliği, yoksulluktan kurtulamıyor beş emekli. Böyle bir gelir adaletsizliği görülmemiştir.
İşte maaşla kendileri gelmeden önce o çok eleştirdikleri üçlü koalisyon hükümeti, 2002 yılının eylül ayında verdiği en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün en düşük emekli maaşı 20.000 lira, bir buçuk çeyrek altın alamıyor. Emekliye geçen 23-24 yılın sonunda yoksulluğu kanıksattılar. Öyle bir noktaya geldi ki emekli şimdi dediğinde 8 çeyrek altın sanki hayalmiş gibi geliyor.
Ya da o dönem en düşük emekli maaşı bir buçuk asgari ücretti. Biz bugünkü 28.000’lik asgari ücreti katiyen kabul etmiyoruz ama ona bile uygulasan 42.000 lira yapıyor. Yani bugün AK Parti’nin düşük asgari ücreti bile bir buçuk asgari ücret hesabıyla 42.000 lira yapıyor emekliye ama 20.000 lira veriyorlar. Biz 39.000 lira asgari ücret taahhüt etmiştik; bir buçuk emekli maaşı dediğinde otomatikman 60.000 liraya çıkıyor. Nerede 20.000 lira, nerede 42.000 lira? Nerede 20.000 lira, nerede 60.000 lira? Altın hesabına vurursan nerede bir buçuk altın, nerede 8 çeyrek altın?
"EN BÜYÜK VEFASIZLIK EMEKLİYE YAPILMIŞTIR"
Emekli dünya tarihinin en büyük haksızlığına uğramıştır. AK Parti’nin kara düzeni herkesin belini bükmüş, emeklinin belini kırmıştır. Herkesin boynunu eğmiş, emeklinin boynunu kırmıştır. AK Parti’nin kara düzeninde en büyük vefasızlık emekliye yapılmıştır."
Emeklilere seslenen Özel, "20 yıldır otobüsteyim, meydanlarda böyle öfke görmedim. Emekliler, günü gelince Erdoğan'dan hesap soracak mısınız? O sizin canınıza okudu, onu siyasetten emekli edecek misiniz? Hakkınızı yiyenin hakkından gelecek misiniz" diye sordu. Özel, mitingdeki kalabalığın onaylaması üzerine Erdoğan'a seslenerek "Ey Erdoğan, istediğini yap. Seni götürüyor bu öfke" dedi.
Erdoğan'a seslenen Özel, şunları kaydetti:
"Ben meydanlardayım, kalabalığın içindeyim. Sen neredesin Erdoğan? Hadi, kendine güvenen meydana çıkar. Hadi haftaya çarşamba bu meydana gel, bu meydanı doldur. Doldur da göreyim, hodri meydan! Bu kadar laf ettin, cesaretin varsa karşımıza çıkacaksın."
"BU ADALETSİZ VERGİ DÜZENİNİ DEĞİŞTİRMEYE TALİBİZ"
19 Mart Darbesi'nden sonra enflasyon ve faizlerin yükselmesinin bugünkü yoksulluğun nedenlerinden olduğunu belirten Özel, şunları söyledi:
"Bu sene tarihin en yüksek faizini ödüyoruz, 2.7 trilyon lira. Sadece ocak ve şubatta 637 milyon lira faize ödendi. Faize ödenen para, geçen seneki darbeden sonra faizlerin yükselttiği maliyet, bu para millete dağıtılabilseydi bütün emeklilere bu bayramda 28'er bin lira verebilirdik. Emekli başına bölündüğünde herkese bir asgari ücret ikramiye çıkıyor. Ama Erdoğan bu parayı darbeye harcıyor.
Peki bu kara düzenin içinde biz ne yapacağız? Millet kimi göndereceğine karar vermiştir. İktidar değişimi artık zamanlama meselesidir. Erdoğan, iktidarda kaldığı her gün dünyanın en adaletsiz vergi sistemini uygulamaktadır. 100 liralık verginin 65 lirası dolaylı vergilerden, fabrikatörden de kapısındaki bekçiden de aynı vergiyi almaktadır.
Çalışanların maaşlarından ya da bankadaki stopajdan alınan gelir vergisi de %23’tür. Geriye kalan %11 sadece ve sadece kurumlar vergisinden, yani para kazanan, kâr eden zenginlerden alınmaktadır.
Dolaylı vergi ve gelir vergisi bu meydanın verdiği vergidir, %89’dur; kurumlar vergisi kazanan zenginin verdiği vergidir, %11’dir. Bunun adı AK Parti’nin kara düzenidir. Bu iktidar değişecek; vergi çok kazanandan çok, az kazanandan az, kazanmayandan alınmayacaktır. Biz iktidara gelmeye ve bu adaletsiz vergi düzenini değiştirmeye talibiz.
Tayyip Erdoğan kaldığı her gün AK Partili, MHP’li demeden; DEM’li, İYİ Partili, CHP’li ayırmadan herkesten %89 orta direkten ve fakirlerden vergi toplamaktadır. Bunu altüst etmek sadece iktidar değişikliğiyle mümkündür."
"Bugün çalışanlar aldığı 12 maaşın üçünü yıl sonunda toplamda vergiye vermektedir. Biz eğer gelmezsek, bu düzen sürerse, gördüğünüz gibi en düşük emekli maaşı 0,6 asgari ücrettir" diyen Özel, partisinin vaatlerini şöyle sıraladı:
• CHP iktidarında en düşük emekli maaşı önce bir asgari ücret, sonra 1,5 asgari ücret düzeyine çıkacaktır. Emeklilere Kurban ve Ramazan Bayramı’nda birer asgari ücreti bizim iktidarımız verecektir.
• Tarımda planlı ve alım garantili üretim modeline geçeceğiz. Çiftçinin hakkı olan desteklemeyi bugünkü gibi beşte birini değil, tamamını doğru ürüne yönlendirerek vereceğiz. Çiftçi borçlarının faizlerini silecek, ana parayı 5 yıla böleceğiz.
• Çiftçinin aldığı mazottan ÖTV’yi, KDV’yi; dolmuşçunun, taksicinin aldığı mazottan ÖTV’yi, KDV’yi kaldıracağız. Bir kilogram sütün 1,6 kilogram yem alabileceği pariteyi sağlayacak, süt üreticisini destekleyecek, dışarıdan hayvan alımını yasaklayacak; eti, sütü ucuzlatacağız.
• Ve iktidarımızın ilk 100 gününde, eğer iş bulamıyorsak, iş bulamadığımız vatandaşa onuruyla yaşayacağı, geçinebileceği bir temel vatandaşlık geliri vereceğiz. Hiç kimse bu ülkede yaşarken; işsizlikle sürünmek, yoksul kalmak, sokakta kalmak, eşine, çocuğuna mahcup olmak, kasabın önünden geçememek, manava taksidini, borcunu ödeyememek ve ailesini geçindirememek gibi bir şeyle karşılaşmayacak.
Bunu Almanya başarıyorsa, Danimarka başarıyorsa, Fransa, İspanya başarıyorsa; bu güçlü ülke, bu zengin ülke, bu güzel ülke başaracak! Halkın iktidarında başaracak! Yüz yıl önce olduğu gibi bir kez daha başaracak!"
"HERKESİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRECEĞİZ"
Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir devir kapanıyor, bakan evlatlarının devri bitiyor, vatan evlatlarının devri geliyor.
Öğrencilere okulda bir öğün ücretsiz okul yemeğinin verildiği, her okulda içilebilir kalitede suyun ya çeşmeden aktığı ya sebille sağlandığı şekilde okul yemeği, okul sütü ve okul suyu uygulamasına geçeceğiz. Kamuda mülakatı kaldırıp liyakati getireceğiz ve 100 bin öğretmeni ilk yıl atayıp bütün kapanmış okulları, kapanmış hastaneleri tekrar harekete geçireceğiz. Hem öğretmenin hem öğrencinin yüzünü güldüreceğiz.
Sağlıkta kesintileri, katılım paylarını, bilhassa 'en ucuz ilaç ödeniyor o da yok, farkını ver ilacını al' dönemini bitireceğiz. Hastanede muayene ücretini, ortez-protezde en ucuzunu verme dönemini bitireceğiz. Söz veriyoruz, herkesin yüzünü güldüreceğiz.
Buradan, birazdan bahsedeceğim, çatlasınlar diye, çatlasınlar diye böyle yapıyoruz. Darbeyi yapmışlar, arkadaşları hapislere atmışlar, her türlü zulüm sürüyor ve bekliyorlar ki Cumhuriyet Halk Partisi dağılacak, karışacak, meşgul edilecek ve iktidar yürüyüşü engellenecek. Buradan ant olsun ki söylüyorum; o Silivri’nin kapıları açılacak, arkadaşlarımız çıkacak, Ekrem Başkan çıkacak, Cumhurbaşkanı olacak, Cumhurbaşkanı!"
"KADINLARA SÖZ"
Buradan emekliye, emekçiye, esnafa, çiftçiye, herkese, öğrenciye, öğretmene bir sözümüz var. Bir de, bir de evde olan, çocuğuna bakan, engellisine bakan, istihdama katamadığımız, hayata katamadığımız ev kadınları, ev hanımları var.
Yıllarca, yıllarca sanki azıcık verilen, azıcık verilen sosyal destekler bir lütufmuş gibi gösterildi. Oysa Türkiye’de en görülmeyen emek, evde verilen emek. Ve eğer biz bir mahalle kreşiyle kadını sosyal hayata ya da çalışma hayatına katamıyorsak; onun sigortasının ödenmesini, gelecekte emekli olmasının önünü açamıyorsak bu, Atatürk’ün kurduğu ve kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyet bu olamaz.
İktidarımızda, bu gece buradan son önemli vaadimiz olarak, yapacağımız iş olarak bir kez daha ifade ediyoruz ki; iktidarımızda eğer kadın iş istiyorsa ya işe yerleşecek, işe yerleşmiyor evde emek çekiyorsa onun mutlaka sigortası olacak, emeklilik hakkı olacak. Ev kadınlarına söz veriyoruz!
Bunların hiçbirisi ülkenin ekonomisinin kaldıramayacağı yükler değil. Önümüzdeki aylarda biz hangi vaadi hangi kaynakla yapacağız, nerelerden tasarruf edip nerelere aktaracağız, vergiyi tabana değil tavana yayıp refahı nasıl tabana yayacağız, adaletli bir vergi sistemini nasıl kuracağız? Yeşil dönüşümle, mor dönüşümle hem kadınların yüzünü güldürüp önünü açıp hem de nasıl bir kalkınma hamlesi başlatacağız; bunların her birini önümüzdeki süreçte güçlü kadrolarımızla, liyakatli kadrolarımızla tüm Anadolu’ya anlatacağız. Türkiye tarihinin değil, dünya siyasi tarihinin en güçlü, en uzun ve en kalabalık seçim kampanyasına hazırlanıyoruz. Onu millete tanıtıyoruz. Sizinle birlikte başaracağız, hep birlikte tarihe geçeceğiz!"
"350 GÜNDÜR TÜRKİYE HER ALANDA KAYBEDİYOR"
Özel, konuşmasına şöyle devam etti:
"Hem dünya hem bölgemiz kritik bir eşikten geçiyor. Türkiye’nin tüm tehditlere karşı bir olması, bütün olması, güçlü olması lazım. Ancak güya ülkeyi yönetmeye vazifeli iktidar partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi, ülkeyi bölmeye, milleti kutuplaştırmaya devam ediyor. 19 Mart darbesinin üstünden tam 357 gün geçti. 350 gündür Türkiye her alanda kaybediyor. Türkiye’de iç cepheyi zayıflatan da, dışarıda ateş çemberi varken içeride tartışmalarla enerjimizi sömüren de bu iktidardan başkası değildir. İç cephenin tahkim edilmesi, Türkiye’nin bir ve beraber olmasının birinci düşmanı AK Parti’nin kara düzenidir.
Erdoğan bana bir çağrı yapmış, ben de kendisine seslendim, sesleniyorum: Biz bu ülkenin birliği için, beraberliği için her şeyi yapmaya hazırız, gereğini de yapıyoruz. Ancak bu kadar zulüm, bu kadar haksızlık, bu kadar eşitsizlik olmaz. Emeklinin elinden tutan, asgari ücretliyi gören, işvereni destekleyen, çiftçisine sahip çıkan, öğrencisinin geleceğini karartmayan politikalara hep birlikte sahip çıkabiliriz.
Tutuksuz yargılama bu ülkede tansiyonu düşürür ve bu milletin en çok meşgul edildiği konu arkadaşlarımızın uğradığı iftiralardır. Biz kendimize, partimize, arkadaşlarımıza, Cumhurbaşkanı adayımıza güveniyoruz. Kendine güveneni kanun teklifimize destek vermeye, davaları televizyondan canlı yayınlamaya, iddiaları da cevaplarını da milletten saklamamaya ve TRT’den canlı yayına davet ediyoruz. Biz kendimize güveniyoruz, Erdoğan da güveniyorsa karşımıza çıksın!
Artık yalandan bezdik. Aynı kişiye '18 yaşında sahtecilik yaptın, o okuldan bu okula yüzlerce öğrenciyle birlikte sahtecilikle geçtin' diyenler, diplomasını iptal edenler; aynı kişiye aynı anda hem 'casus' diyenler, hem 'seçimde hile yaptın' diyenler, hem 'hırsızlık, yolsuzluk yaptın' diyenler, hem olmadık uçaklarda 'terbiyesizlik yaptın' diyenler; bütün bu yalanlarının altında kaldılar.
Söyledikleri uçak AK Partili’nin çıktı, Ekrem İmamoğlu’na hiç kiralanmadığı ortaya çıktı. Ekrem’in dedikleri arabalar MHP’li milletvekilinin çıktı. Gaziosmanpaşa Belediyesi’nden 'dolar çıktı' dediler, kasadan mühür çıktı; dolar görüntüleri TRT’nin stok videoları çıktı.
Yerin altından, parke altından 'milyonlarca euro çıktı' dediler, tamamı yalan çıktı. 'Videosu var' dediler, iftira çıktı. 'Çantalarda para var' dediler, jammer çıktı. Ekrem Başkan’a 'hırsız' dediler; Karadeniz’in yiğit evladı alnı açık, başı dik çıktı."
"OLMAYAN DİPLOMAYLA DİPLOMASI OLANA KUMPAS KURMA"
"Ben İstanbul Üniversitesi’nin önünde, Beyazıt’ta böyle yine büyük muhteşem bir meydanda öğrenciler sizin gibi bağırırken, bir taraf başka bir taraf başka bağırdı. Dedik ki şöyle birlikte bağırılsın diye yardımcı oldum, dedim ki: Diplomasız Erdoğan!
O da mahkemeye gitti, bize dava açtı. Benim pırıl pırıl 25-26 yaşında bir avukatım var; o Erdoğan'ın o böyle çirkin avukatlarının karşısına çıktı. Kürsüye de, kürsüye de Hulusi Kentmen gibi bir hakim çıktı.
Bunlar dedi ki: 'Efendim şikayetçiyiz, Özgür Özel müvekkilimize diplomasız demek suretiyle yalan atmıştır, iftira atmıştır; şikayetçiyiz, tazminat isteriz.' Paraya da doyamıyorlar.
Bizim avukat dedi ki, bu dedi ki böyle böyle; bizim avukat dedi ki: 'Diplomanız var mı?' Bunlar dedi ki: 'Var.' 'Varsa dosyaya sunsana' dedi. Hulusi Kentmen de döndü buna dedi ki: 'Evet, talep doğrudur. Siz, bu taraf, Özgür Özel diploma yok diyor. Siz var diyorsunuz. Avukat da sunun diyor. Dosyaya diplomayı sunacak mısınız?'
Bunlar dedi ki: 'Sunmayacağız, bir dilekçe yazacağız.' Bir dilekçe yazdılar. Dilekçe şu: 'Müvekkilimizin diplomasını vermek istediğine göre bu hakim müvekkilimize husumet duymaktadır; kabul etmiyoruz, başka hakim istiyoruz.
Şimdi bu olay olduğundan beri bir ay oldu. Bir aydır her yerde anlatıyoruz. Bizim avukat hala diplomayı sunun diyor, hakim bey sunun diyor; bunlar 'diplomayı vermeyiz, hakimi değiştirin' diyorlar. O yüzden, o yüzden Erdoğan’a sesleniyorum: Eğer, eğer diploma varsa diplomayı sun, mahkemeyi kazan. Diploma yoksa sus, olmayan diplomayla diploması olana kumpas kurma."
"Amerika ve İsrail yeni bir dünya düzeni kurmak istiyor. İstiyorlar ki, istiyorlar ki istedikleri her ülkeye saldırabilsinler. İstiyorlar ki istedikleri yeri işgal etsinler. İstiyorlar ki kimi istiyorlarsa o ülkenin başına onu getirsinler. Bunun için gecenin bir yarısı devlet başkanlarını yatak odalarından alıp götürüp New York’ta kafesle gezdiriyorlar. Bir başka yere dünyanın füzesiyle saldırıyorlar. Ama İsrail ve Amerika son saldırılarda 160 tane küçücük kız öğrenciyi, masum sivil insanları öldürdü. Buna karşı bu düzenin adı Trump ve Netanyahu’nun yeni dünya düzeni değildir. Düzen böyle bir düzen değildir. Dünya öyle bir dünya değildir.
Bu ikisine sessiz kalan, bundan meşruiyet arayan, milletin desteğini kaybedince desteği Trump’tan arayan bizden değildir, bizim kabul edeceğimiz birisi değildir. Bunun için Oval Ofis merkezli siyaset yapanları Anadolu merkezli, Filistin merkezli, vicdan ve ahlak merkezli siyaset yapmaya davet ediyorum.
Trump’ın 'Gazze’yi gördüm çok güzel, orada Filistinlilere yer yok, onları yandaki ülkelere süpüreceğim. Gazze’ye yüksek yüksek oteller, kumarhaneler dikeceğim. Önünde plajlarda turizm yapacağım. Önündeki hidrokarbonları, doğal gazı çıkaracağım. Gazze’yi istiyorum' diyen Trump’a susmak, sessiz kalmak olmaz. Onun kurduğu masaya Avrupa’nın, dünyanın tutarlı, ilkeli liderleri, örneğin kardeşim Pedro Sánchez, oturmamıştır. 'Filistin Filistinlilerindir' demiştir. Ama Filistin’in olmadığı masaya Netanyahu ile birlikte oturanları, Erdoğan’ı, Hakan Fidan’ı uyarıyorum ve buradan sesleniyorum: Biz durduğumuz yerdeyiz. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, üçüncü genel başkanımız Karaoğlan Ecevit’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne, Yaser Arafat’a sahip çıktığı yerdeyiz. Sen neredesin? Biz Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 6. Filo'yu denize döktüğü yerdeyiz, sen neredesin? Biz 'Kahrolsun Amerikan emperyalizmi, yaşasın halkların kardeşliği' diyen Denizlerleyiz. Sen neredesin?
"TRUMP'TAN GELEN MEŞRUİYETİN ALLAH CEZASINI VERSİN"
Biz doğruları söyleyince alınıyorlar. 'Dostum Trump' diyorsun, F-35’i alamıyorsun. F-16’na modernizasyon yaptıramıyorsun. 15 yıldır tek bir uçak alamıyorsun. Rus uçağını düşürdün, efelendin; boyunun ölçüsünü aldılar, gittin affettirmek için S-400 aldın. Bu sefer Amerika’yı kızdırdın, CAATSA’dan yaptırım aldın. S-400 geldi hangarda, füzeler uçuyor tepemizde. Hani nerede S-400’ler? Hani nerede?
Moskova’dan kalkarken canlı yayın, uçak havada geliyor canlı yayın, Mürted pistine indi canlı yayın. S-400’ü karşıladın asker yolu gözler gibi, neden kurmadın? Neden kuramadın? Bu kadar kişiliksiz, bu kadar özgüveni yoksun bir dış politika olmaz. Trump’tan korkarak, Netanyahu’ya susarak Türkiye’nin hakkını, menfaatini kollamayarak, Filistin’i yalnız bırakarak, Irak Savaşı’nda olduğu gibi Amerika’nın planının bir parçası olarak, 1 Mart Tezkeresi’ni dayatarak, İran’da olana bitene susarak yapılacak dış politikadan memlekete fayda yok. Trump’tan gelen meşruiyetin Allah cezasını versin! Meşruiyet Trump'tan alınmaz, emperyalist Amerika’dan alınmaz. Meydandan alınır, Pendik’ten alınır, sokaktan alınır, sandıktan alınır."
"BUNUN ADI TÜRKİYE İTTİFAKI"
Özel, sözlerini bitirirken şunları kaydetti:
"Kimse enseyi karartmasın. Bu düzen değişecek, artık düşmanlıklar, husumetler bitecek. Bugün MHP’nin yaptığını savunamayan ülkücüler de, AK Parti’ye katlanamayan muhafazakârlar da bugünkü süreçte Kürtler de, Türkler de, Aleviler de, Sünniler de birlik ve beraberlik halindedir.
Bunun adı Türkiye İttifakı’dır. Renklerini ay-yıldızlı al bayraktan alır. Bir partiye ait değildir, kimseyi dışlamaz, kimseyi dışlamaz! Sosyal demokratlar, muhafazakâr demokratlar, milliyetçi demokratlar, Kürt demokratlar, sosyalist demokratlar, liberal demokratlar; yeter ki otokrata karşı birleşsin Türkiye’deki bütün demokratlar. Selam olsun hepsine.
Sandığa sahip çıkanlara, sandığı kaptırmayanlara, otokrasi peşinde koşan otokratlara, tek adamlara karşı kardeşliği savunanlara selam olsun.
Artık düşmanlıklar, ayrılıklar bir tarafta kalmıştır. Huzura ve barışa omuz omuza, el ele yürüyoruz. O yüzden sesime kulak veren herkese, sadece üyelerimize değil kendini Türkiye’nin ortak geleceğinde gören tüm demokratlara sesleniyorum. AK Parti istiyor ki kimse kimseyle yan yana durmasın, herkes birbirine mesafeli olsun. Mesafeleri kaldırın, safları sıklaştırın, yan yana durun, birlikte mücadele edin.
Önümüzdeki bayramda ve devam eden tüm günlerde tüm demokratları; geçmişte AK Parti’ye, MHP’ye oy veren komşularını ziyarete, onlarla sohbete, yoksulluğun, işsizliğin bir kader olmadığını anlatmaya, kimsenin bunlara katlanmak zorunda olmadığını anlatmaya davet ediyorum. Hepinizi, hepinizi benim, Ekrem Başkan’ın, partimizin ve Türkiye İttifakı’nın adına bu bayrakla birlikte yollara düşmeye, sokaklara çıkmaya, ev ev, kapı kapı gezmeye, herkesi ikna etmeye davet ediyorum."
20.27 | EKREM İMAMOĞLU'NUN MEKTUBU OKUNDU
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, halkı selamladıktan sonra İmamoğlu'nun mektubunu okudu.
İmamoğlu, Çelik tarafından kamuoyu ile paylaşılan mektubunda şu ifadeleri kullandı:
“Kıymetli Pendikliler, benim sevgili vatandaşlarım, çok değerli hanımefendiler, saygıdeğer beyefendiler, cesur gençler ve güzel çocuklar… Her birinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sizlere hasretle, özlemle sarılıyorum. Gözaltına alınıp tutuklandıktan bir yıl sonra, aleyhimize açılan dava nihayet görülmeye başlandı. Ben, davada savunma yapmayacağım. Çünkü bu davanın amacı beni yargılamak değil, beni siyaseten yok etmek. O davanın amacı; gerçeği aramak, hukuku uygulamak değil, milletle benim arama duvarlar, tel örgüler, demir parmaklıklar örmektir. Silivri’deki dava, tam 12 yıldır kurgulanıyor. 2014’te Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildiğimde, İstanbul’da AK Parti’nin elinden belediye alan tek siyasetçiydim. Kurdukları israf ve rant düzeninde ilk büyük gediği açmıştık; korktular. Çok daha fazlasını yapabileceğimizi gördüler; korktular.”
"TAM 12 YILDIR, SİYASİ KİN VE HUSUMET DOLU SALDIRILARA UĞRUYORUM"
“O günden bugüne, tam 12 yıldır, siyasi kin ve husumet dolu saldırılara uğruyorum. Tarihimizde ve dünyada eşi benzeri görülmemiş ölçüde haksız hukuksuz uygulamalara maruz kalıyorum. Millete hizmet etmemi engellemek, beni siyaseten yok edebilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Yeni seçimler kazanıp, başlarına daha fazla bela olmayayım diye, 12 yıldır ellerindeki tüm imkanlarla saldırıyorlar. 12 yıldır her günümüz yeni bir kötülükleriyle uğraşarak geçiyor. İlk günden beri bana gözdağı vermeye kalktılar. Beni siyaseten bitirmek için her türlü kötülüğü yapmaya hazır olduklarını göstermeye çalıştılar. Beylikdüzü Belediye Başkanı iken okul yaptım, ‘açamazsın’ dediler. Cami yaptım, imam vermediler. Karakol yaptım, polisleri çektiler. İstanbul Büyükşehir seçimlerini kaybedince nasıl daha da çirkinleşip saldırganlaştıklarını bütün dünya biliyor.”
"KİN VE HUSUMET DOLU SALDIRILAR, MİLLETİN SEVGİSİ VE DESTEĞİ KARŞISINDA TUZLA BUZ OLDU"
“Ama başaramadılar. Devletin imkanlarını kötüye kullanarak yaptıkları bütün o kin ve husumet dolu saldırılar, milletin sevgisi ve desteği karşısında tuzla buz oldu. İstanbullular 2024’te 1 milyon 100 bin oy farkla bize yeniden görev verince, baskı altında tuttukları bir avuç yargı mensubu eliyle yürüttükleri saldırılar, daha da azgınlaştı. Olur olmaz soruşturmalar, davalar açtılar. Beni suçlu göstermek için özel bilirkişi görevlendirdiler. Özel savcı atadılar. Hakkımda açılmış bütün davalarda hakimlerin yerlerini değiştirdiler. Diplomamı iptal ettiler, gözaltına aldılar, tutukladılar. Ama yine başaramadılar. Beni milletin gönlünden silemediler. 15,5 milyon oyla, 25 milyon yurttaşımızın imzasıyla onların karşısında, cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı olarak dimdik duruyorum. Yalnız ben değil, tüm arkadaşlarım aynı cesur ve kararlı duruşu sergiliyor.”
"ARTIK SON ÇARELERİ KALDI"
“Şimdi artık son çareleri kaldı: Beni ve arkadaşlarımı ne pahasına olursa olsun cezalandırmak. Silivri’deki dava, işte onların bu çaresizliğinin ifadesidir. Onlar, yalnızca beni ve arkadaşlarımı değil; Cumhuriyeti, demokrasiyi, insan hak ve hürriyetlerini, devletin itibarını, toplumsal birlik ve kardeşliğimizi, milletin huzur ve refahını da hedef aldılar. İktidarlarını korumak için yaptıklarıyla siyasi ve hukuki meşruiyetlerini kaybettiler. Onlar beni yargılayamaz. Ben onları yargılıyorum. Tarihimiz, bu gibi siyasi davalarla doludur. Böyle davalarda son sözü millet sandıkta söyler. Bu gibi davaları millet karara bağlar. Milletin kararı karşısında her iktidar hükümsüzdür. Bu ülkede, eninde sonunda millet ne derse o olacak. Bu ülkede herkes için ve her yerde adalet ve hürriyet hâkim olacak. Her şey çok güzel olacak. Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı.” (BirGün)