MENÜ
İzmir -1°
Gerçek İzmir
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Suriye’de neler oluyor? Uzmanların yorumları ne?
Güncel
19 Ocak 2026 Pazartesi 11:48

Suriye’de neler oluyor? Uzmanların yorumları ne?

Suriye’de 6 Ocak’ta başlayan Şam-SDG çatışması, dün varılan ateşkes anlaşması ve mutabakat ile sona erdi. Bölgedeki dengelerin köklü biçimde değişeceğine işaret eden gelişmeleri, dış politika ve bölgeyi yakından takip eden uzmanlar yorumladı.

Suriye’de HTŞ Lideri Ahmed Şara’nın başında olduğu Şam yönetimi ile Mazlum Abdi’nin başında olduğu SDG arasında 6 Ocak’tan beri süregelen gerilim ve çatışma, dün akşam saatlerinde açıklanan ateşkes anlaşması ile son buldu. Tarafların bugün Şam’da bir araya gelmesi bekleniyor.

Şam ile SDG arasındaki ateşkes anlaşması, ABD’nin Ortadoğu Valisi misyonu biçtiği Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ve Ahmed Şara arasındaki görüşmenin ardından duyuruldu. Barrack, Şara ile görüşmesi öncesinde Ankara’da hükümet yetkilileri ile, ardından da Erbil’de Mesud Barzani ve Mazlum Abdi’nin de katıldığı görüşmeler yapmıştı.

Suriye sahasındaki bu gelişme üzerine hem taraflardan hem de bölgedeki ülkelerden açıklamalar geldi. Türkiye’den yapılan açıklamalarda anlaşmadan memnuniyet duyulduğu vurgulandı. Barack anlaşmayı "birleşik bir Suriye"ye doğru atılmış bir adım diyerek övdü. Mazlum Abdi ise varılan anlaşmanın "daha geniş çaplı bir savaşı önlemek" yapıldığını savundu.

Tüm bu baş döndüren gelişmelerin anlamı ve bundan sonrasına dair uzmanların yorumları şöyle:

FEHİM TAŞTEKİN: TEMEL YANILSAMA GARANTÖRLÜK BEKLENTİSİYDİ

Dış politika uzmanı, Evrensel Yazarı Fehim Taştekin, varılan anlaşmanın ardından yazdığı yazısında, “Temel yanılsama, sahada IŞİD’e karşı ortaklığın Kürtlerin ilk dönem Rojava daha sonra Kuzey ve Doğu Suriye olarak çerçevelediği özerklik modeli açısından siyasal tanıma ve garantörlük sunacağı beklentisiydi” dedi.

Amerikalıların Suriye politikasının dün ne idiyse bugün de aynı gerekçelere dayandığını belirten Taştekin, şöyle devam etti: “İsrail’in güvenliği, İran’ın Suriye sahnesinden silinmesi, Hizbullah’ın ikmal hatlarının kesilmesi, Filistinli örgütlerin bölgeden çıkarılması, Rus nüfuzunun kırılması vs… Bütün bunları topladığımız zaman mesele Suriye’nin ‘direniş ekseni’nden kopup Amerikan düzenine transfer edilmesinden ibaretti. Amerikalılar ortaklığı ‘IŞİD’le mücadele’ deyip dar bir çerçeveye sokarak Kürtlerin ‘demokratik özerklik’ modeline ilgisiz kaldı.”

“Şam’da masa kurulursa bu dünden çok farklı bir denklem üzerinden olacak” diyen Taştekin, “Kürt-Arap ortaklığına dayalı 100 bin kişilik bütünlüklü SDG, savunma hattı olarak Fırat, manivela gücü olarak hidrokarbon yatakları, barajlar ve elektrik santralleri bu denklemdeki en güçlü kartlardı. Yani SDG, Fırat’ın doğusunu bütün olarak pazarlık masasına koyma şansını yitirdi” ifadelerini kullandı.

Taştekin, sürecin burada noktalanmayabileceğini de şu ifadelerle dile getirdi:

“Amerikan müdahalesi gelir mi, gelirse bu durumu ne oranda tersine çevirebilir? Ya da Amerikan kırmızı çizgileri bundan sonra sadece Kürt bölgeleriyle mi sınırlandırılır? ABD, Arap bölgelerindeki kontrol haritasının değişmesini doğrudan resmi ordu yerine kılık değiştirmiş birlikler ve aşiret güçlerinin oldubittisi olarak görüp Şam’a fatura kesmemeyi tercih eder mi? Yahut Rakka ve Deyr el Zor’un merkeze devrini kabullenip Kürt bölgelerine güvence sunar mı? Haseke vilayetinin yanı sıra Halep’e bağlı Kobani’den oluşan alan üzerinden Kürtlere ‘idari özerklik’ mi teklif edilir? Yoksa Şam’dan her istediğini elde etme şansını yakalamış olan ABD yanıltıcı pozisyonlarda Kürtlerin kaybetmesine göz mü yumar? Öyle görülüyor ki bunu anlamak çok zaman almayacak.”

Taştekin’in yazısının tamamını okumak için tıklayınız.

ARİF KESKİN: 10 YILLIK BİR DÖNEMİN KAPANIŞI

Ortadoğu Uzmanı Araştırmacı-Yazar Arif Keskin de gelişmeleri, “Suriye’de son iki gündür yaşanan gelişmeler, sadece sahadaki askeri bir el değişimi değil, bölgesel dengeler açısından tarihi bir kırılma anıdır” ifadeleriyle değerlendirdi.

Anlaşmanın, “Kuzeydoğu Suriye’deki on yıllık fiilî özerklik modelinin tedricen tasfiyesi anlamına geldiğini” belirten Keskin, Şam güçlerinin ele geçirdiği bölgelerdeki kaynaklara dikkat çekerek, “Bu bölgelerin Şam’ın kontrolüne geçmesiyle birlikte merkezi hükümet, devlet gücünün maddi temelini oluşturan enerji, gıda ve su kaynaklarını yeniden tek elde toplamıştır. Böylece SDG yönetiminin jeoekonomik pazarlık gücü büyük ölçüde ortadan kalkmıştır” dedi.

Keskin’e göre, “Kaynakların kaybı, SDG’nin siyasal projesinin karakterini de köklü biçimde dönüştürmektedir. Bir dönem bölgesel bir aktör olarak konumlanan yapı, artık sert güç araçlarından yoksun, merkezi devlete eklemlenmiş bir ‘siyasal özne’ statüsüne evrilmektedir.”

Keskin, analizini şu ifadelerle bitirdi:

“Son tahlilde Suriye’deki gelişmeler; Şam açısından egemenliğin iadesi ve ülke bütünlüğünün yeniden tesisi; Ankara açısından SDG’nin askerî karakterinin tasfiyesi ile özerklik arayışının son bulması; Washington için ise Suriye’den düşük maliyetli bir çekilme sağlayarak stratejik önceliği İran’a kaydırma imkanı anlamına gelmektedir. Bu tablo, on yıllık bir dönemin kapanışını ve Suriye merkezli yeni bir bölgesel denklemin doğumunu işaret etmektedir.”

Arif Keskin’in yazısının tamamını okumak için tıklayınız.

MURAT YETKİN: TÜRKİYE VE SURİYE, ŞU ANA DEK KAZANAN TARAFTADIR

Gazeteci Murat Yetkin de, Tom Barrack’ın Erbil’de Kürt temsilcilerle yaptığı görüşmeye dikkat çekerek şunları yazdı:

“Erbil toplantısında Suriyeli Kürtleri temsilen sadece SDG lideri Mazlum Abdi ve dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed davet edilmemişti masaya.

PKK ve SDG’ye baştan itibaren muhalefet eden Suriye Kürt Milli Komitesi (ENKS) lideri Muhammed İsmail de masadaydı.

ABD böylece PKK’nın ‘Kürtlerin tek ve gerçek temsilcisi’ olduğu propagandasını artık tanımadığını gösteriyordu.

Barzani, Suriye’de bir an önce ateşkes ve Kürtlerin haklarının verilmesini isterken, Barrack da Kürtlerin haklarını korunacağının anlaşıldığını, şimdi sıranın ‘Tek devlet, tek ordu’ entegrasyonuna geldiğini söylüyordu.

Barrack, Şara’nın 16 Ocak’ta açıkladığı ve Kürtlerin vatandaşlık, dil, kültür ve eğitim haklarını tanıyan kararnameden söz ediyordu.

Şara doğru zamanda doğru adımı atmış, Erbil toplantısından önce PKK’nın da SDG’nin de elindeki önemli propaganda üstünlüklerinden birine son vermişti. Bu karada ABD ve Türkiye ile eşgüdümün payı olduğu görülüyordu.

İran konusunu şimdilik ABD’ye bırakmış görünen İsrail’in Golan ve Dürzi bölgesiyle ilgili düzenlemelere Suriye’deki Kürt özerkliğinden daha çok önem verdiği, SDG için diğerini tehlikeye atmadığı anlaşılıyor. Bu ABD’nin de İsrail’in ve genel olarak Batı’nın Kürt ayrılıkçı hareketlerini destekeyip en kritik anda ortada bırakmalarının ilk örneği değildi.”

Yetkin, yazısında şu ifadeleri de kullandı:

“Şu ana kadar Türkiye, Suriye’deki PKK’ya karşı yeni bir askeri harekata ihtiyaç duymadan, ama onun tehdidini diplomatik kaldıraç gibi kullanarak siyasetini adım adım hayata geçiriyor. ABD’nin tutum değiştirmesi ve siyasi desteğiyle de varılan bu anlaşmada Türkiye ve Suriye, şu ana dek kazanan taraftadır.”

Murat Yetkin’in yazısının tamamını okumak için tıklayınız. (BirGün)

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Benzer Haberler
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2026 Gerçek İzmir