Yerel siyaseti takip eden bir gazeteci olarak, uzun yıllar siyasi arenada yer almış isimlerle sohbet etmek her zaman keyifli olmuştur.
Hele hele sohbeti röportaja çevirmek…
Sıklıkla ses kaydı tuşu kapanır, ‘off the record’ sohbet bol olur…
Geçmiş yıllardan bir kongre veya kriz üzerine anı paylaşılır…
Yine böyle bir sohbet geride kaldı.
***
CHP İzmir’de il başkanlığı görevi yaptıktan sonra 2010’lu yıllarda uzun süre sessizliğe bürünmüştü Rıfat Nalbantoğlu….
2016’da sessizliğini yine bana bozmuş ve Kültürpark’ta güzel bir röportaj yapmıştık.
Nalbantoğlu o yıllarda İzmir’in en önemli siyasi figürü olan Aziz Kocaoğlu ile mesafeli, siyasette kenarda duran bir isimdi.
Nalbantoğlu ile 9 yıl sonra bu kez İzmir Milletvekili ve Genel Merkez ile mesafeli bir siyasetçi olarak bir araya geldim.
Nalbantoğlu ölçülü, dikkatli ama dobra yanıtlar vermeyi yine ihmal etmedi.
***
Sohbetin ana omurgası ise siyaseten yol yürüdüğü Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya’nın yargılandığı kooperatif davası,
Bir grup milletvekili ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e yazdığı mektup,
Katılmadığı İzmir İl Kongresi ve
Parti içinde tespit ettiği sorunlar oldu.

“İYİYİM, İYİYİM”
Son dönemde zaman zaman sağlık sorunları yaşadığı için sağlık durumunu sorarak başladım sohbete… Nalbantoğlu “İyiyim, iyiyim” yanıtı vererek sohbeti başlattık.
Kooperatif davası ilk gündem oldu. Son duruşma hariç hepsini yakından takip ettiğini hatırlattım kendisine... Nalbantoğlu “Son duruşmada yoktum. Ankara’da partide kapalı grup toplantımız vardı. Genel Başkan mümkün olduğu kadar sağlık ve özel sebep olmadığı sürece eksiksiz katılım istedi. O nedenle sadece son duruşmayı izleyemedim” dedi.
“HEVAL VE TUNÇ YOLDAŞLARIM”
Yargılanan isimlerin özellikle 2019 sonrası birlikte siyaset yaptığı Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya olmasının duruşmalara katılmasına etkisini sordum… Nalbantoğlu, “ Bu davada yargılanan özellikle tutukluluğu devam eden Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya yoldaşlarım. Böyle bir süreçte manevi olarak ‘buradayız, sizinleyim, biz bunlara inanmıyoruz’ demeyi bu şekilde de gösteriyorum. Ziyaretlerde zaten söylüyorum” yanıtı verdi.
Genel Merkez ve İzmir İl Örgütü’nün dava sürecindeki tavrı ve desteğini sorduğumda ise Nalbantoğlu, “ Diğer vekillerin, il örgütü yöneticilerinin katılımı noktasında bir değerlendirme yapmam. Bunun bir terazisi yok. Bunun ölçüsü yok. İl başkanı bir önceki duruşmada vardı. Gördüm kendisini, selamlaştık. Kendisi il başkanı olduktan sonra ilk kez karşılaştık. Kendisine başarı da diledim. Yarım saat sonra yoktu. Yarım saatte gidilmez demiyorum, sonuna kadar kalmalı da demiyorum. Orada mıydı. Oradaydı. Bu konuda katılımın, desteğin ölçüsü insanın kendisinin içinde…” yanıtını verdi.
“İSNAT EDİLEN SOMUT BİR SUÇ YOK”
Büyükşehir Davası ile ilgili genel yorumunu sorunca Nalbantoğlu şunları söyledi;
“Ben kendimi bir hukukçu yerine koyma hadsizliğini göstermem. Fırsat bulabildiğim kadar dosyayı inceledim. Dosyada arkadaşlarımıza Heval’e, Tunç’a, Şenol’a isnat edilen net somut bir suç da yok. ‘Şu kadar zimmete geçirmiştir, şu kadar irtikap yapmıştır şu kadar kamu zararı vardır’ gibi somut tespit de talep de yok. 6 aydır yatıyorlar. Hiçbir somut suç isnat edilmeden en azından iddia edilmeden 6 aydır kalıyor olmaları Türkiye’de hukukun geldiği yer meselesini sorgulamamıza neden oluyor.”
ARZU HANIM’A SORULAN SORUYU VE YANITI GÜNDEME GETİRDİ... KENDİSİ DE BİR SORU SORDU
Duruşmalar boyunca en kritik soru veya savunma hangisiydi diye sordum. Nalbantoğlu, İZBETON’da Kentsel Yapı Birim Şefi olarak çalışan Arzu Güler’e sorulan soruyu ve verilen yanıtı gündeme getirdi ve kendisi de bir soru sordu:
“Bir önceki duruşmada Arzu Hanım tanık olarak dinlendi. Kendisine bir soru soruldu. “Acaba inşaatlar durdurulmamış olsaydı bugün bitmiş olur muydu?” sorusuna “Tabi bitebilirdi” yanıtını verdi. Ben de her vatandaş gibi bu konuya üzülen bu konudan etkilenmiş İzmirli gibi “Peki niye durdu kardeşim?” sorusunu sorma hakkını kendimde bulurum” dedi.
“BEN ÖZEL BİR İSME VEYA GRUBA TABİ DEĞİLİM… BEN CHP’LİYİM”
Davadan konu CHP’ye parti içine geliyor. Nalbantoğlu için kimilerinin "Kemal Kılıçdaroğlu’cu", kimilerinin "Özgür Özel'e, Genel Merkez'e muhalif" dediğini hatırlatarak kendisini şuan parti içinde nerede konumlandırdığını soruyorum.
“Öyle bir noktaya geldi ki bu işler… Kılıçdaroğlu’cu, Özel’e karşı… Ben CHP’liyim. Benim parti içindeki özel bir insana, özel bir duruma ya da kendine grup diyen varsa hiçbirine tabi değilim. Ben CHP’liyim. Tabi olduğum tek şey CHP’nin kurumsal kimliği, tüzüğü, programı. Kendimi kimseye ait hissetmiyorum ama CHP’ye ait hissediyorum. CHP’nin kurumsal kimliğini zedeleme, zayıflatma ihtimali olan her şeye de kendi ölçüme göre karşı çıkıyorum, reaksiyon veriyorum” diyor Nalbantoğlu…
“DİSİPLİN KAYGISI OLMADI DERSEM YALAN SÖYLEMİŞ OLURUM”
Parti içinde dile getirdiği sorunlarda ya da tavır aldığı durumlarda ‘disiplin kaygısı’ yaşayıp yaşamadığını soruyorum hemen…
Nalbantoğlu, “Hiçbir disiplin kaygım olmadı dersem yalan söylemiş olurum. Ben yalan söylemeyeceğim diye söz verdim. Mümkün olduğu kadar dikkat etmeye çalışıyorum. Partinin mevcut yönetime, kurumsal kimliğine en ufak saygısızlık yapmadan” diyor…

“MEKTUP BİR ARAÇTI, YOLDU… SONUÇ VERDİĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUM”
CHP Lideri Özgür Özel’e 10 milletvekili ile birlikte neden mektup yazdıklarını sordum.
Nalbantoğlu “Mektup bir mekanizmaydı, araçtı, yoldu. ‘Sayın Genel Başkanım ‘şu şu konuların üstünden geçilmesi, konuşulması gerek, bu noktalarda kaygısı olan isimler vekiller var bilmelisiniz’ noktasında duyuruydu. Belki de yüz yüze konuşabilmek için bir araçtı” diyen Nalbantoğlu’nun cümlesi biter bitmez “Sonuç verdi mi?” diye soruyorum. Nalbantoğlu “Ben çok sonuç verdiğini düşünmüyorum çünkü bu konuda Genel Başkan’la görüşmemiz olmadı” karşılığını verdi.
“PARTİNİN BU EKONOMİK TABLODA KAT ETTİĞİ İVME VE MESAFE EN BÜYÜK SORUN”
Parti içinde temel karşı çıktığı noktayı, en büyük eleştirisinin ne olduğunu sorunca çarpıcı bir yanıt veriyor Nalbantoğlu:
“En düşük emekli aylığı… Asgari ücret… Hepsi belli oldu… Bu rakamlarla iktidar vatandaşa ‘geçin’ diyor. Bunun mümkün olmadığını TÜİK kendi açıklıyor. Dolayısıyla TÜİK’in resmi rakamlarıyla mümkün olmadığı ortamda sen ‘geçin’ diyorsun. Böyle bir ekonomik tabloda insanlar ayakta kalmaya direniyor. Benim parti içinde hangi sıkıntıyı gördüğümden ziyade ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal koşullara rağmen partinin kat ettiği ivme ve mesafe en büyük sorun. Ben bunu bir sorun olarak görüyorum”
“İZMİR’DE SEÇİMLERİ KAYBEDECEK SEVİYEDE TEHLİKE YOK AMA…”
Son dönemde CHP’nin İzmir’de oylarının gerilediği iddialarının konuşulduğunu gündeme getirerek, 2009’da İzmir’de 29 ilçe artı Büyükşehir’i kazanan eski il başkanı sıfatını da taşıyan Nalbantoğlu’na “İzmir’de seçim tehlikesi görüyor musunuz?” sorusunu yöneltiyorum.
Nalbantoğlu şöyle yanıtlıyor: “Seçimleri kaybedecek seviyede bir tehlike görmüyorum. İzmir’de kimi işlerin çok da iyi gitmediği açık… Bizim İzmir’de teraziye çıkacağımız en önemli konu yerel yönetimler. Siyaseten CHP Türkiye’nin birinci partisi. Hep terazide olacak tabi ki ama esas teraziye çıkacağımız konu yerelde gösterdiğimiz, Büyükşehir ve ilçeler özelinde başarı/başarısızlık. Bu bir parça sorunmuş gibi geliyor.”
“ADAY BELİRLEMEDE AYKIRI BİR DURUM GÖRMÜYORUM”
“Aday belireme de yanlışlıklar yapıldı mı” sorusunda Nalbantoğlu önce 'es' veriyor... Sonra ise “Geçti, bunları konuşmanın faydası yok. Aday belirleme işi tüzüğümüzün emrettiği şekilde gerçekleşmiş ve olmuştur. Ben aday belirleme işinde parti tüzüğümüze ilkelerimize aykırı bir durum görmüyorum” dedi.
“PARTİ PROGRAMI ANLAŞILABİLİR, ULAŞILABİLİR”
Yıllar sonra yenilenen Parti Programı ve yenilenen Tüzüğü soruyorum… Nalbantoğlu, “ Parti Programı ve Tüzük yazma teknikleri de değişti. Ben anladığım ve izlediğim kadarıyla gerçekten daha anlaşılabilir, daha vatandaşa ulaşılabilir, sorunları doğru tespit eden ve çözüm üreten bir program… Eğitimleri başlayacak önümüzdeki günlerde İzmir’de… Bu güzel ve doğru bir iş” dedi.
“’VEKİLLER SAHADA YOK’ ELEŞTİRİLERİ HAKSIZ DEĞİL”
CHP’nin İzmir Milletvekili olarak şu soruyu sormadan geçmedim tabi ki… İzmir Örgütü’nde son zamanlarda “Vekiller sahada yok” eleştirisi geliyor. Haklılar mı? Haksızlar mı? diyorum Nalbantoğlu’na ve çarpıcı bir yanıt daha geliyor:
“Yüzde yüz haksız bir durum değil. Bu eleştiriyi yapan seçmen veya üye haksız değil. Kısmen haklılar. Üzerime alındığım bölüm de var alınmadığım bölüm de var. Böyle bir sorun varsa ki bence de var. Sorunun giderilmesi ve ortadan kaldırılması yönünde herkesin alanda örgütle beraber kimi çalışmaları birlikte yapacak noktada olması ise hedef bunu yapacak olan bence vekiller değil. Genel Başkan adına Genel Merkez adına İzmir İl Başkanlığı.”
İl kongresine katılmadığını hatırlatarak Çağatay Güç’ten davet gelirse vekillerle yapılacak toplantıya katılıp katılmayacağını sordum hemen… “Davet gelirse orada olurum. Neden olmayayım. Ben CHP’liyim. Partide sorun olarak tespit edilen bir noktada çözüm için hangi formül öne çıkarıyorsa ben orada olurum” diyor Nalbantoğlu…
İL KONGRESİNE NEDEN KATILMADI?
Nalbantoğlu CHP İzmir İl Kongresine katılmamasını da şu sözlerle açıklıyor: Genel davranış biçimi olarak temel bir ilkem vardır. Etkileyemediğim içinde olmadığım süreçlerin karar verme noktalarında olmak benim açımdan doğru iş değil. Hiçbir aşamasında olmadığım sürecin son noktasında “Niye sandığa oy atarken yoktun” sorusunu adil bulmam.”
İl kongresi ve özellikle il başkan adayı belirleme sürecini, önce Şenol Aslanoğlu’nun açıklanmasını bir gün kala adayın değiştirilmesini de sordum. Kısa bir yanıt verdi Nalbantoğlu: “CHP’lilerin çok da alışık olduğu bir süreç olmadığını düşünüyorum.”
“ÇAĞATAY GÜÇ BENİM İÇİN SÜRPRİZ OLDU”
Büyükşehir’de Genel Sekreter Yardımcısı görevinden istifa ederek il başkanı olan Çağatay Güç’ü soruyorum. “Sizin için sürpriz oldu mu Çağatay Bey’in il başkanlığı?”
CHP’nin İzmir Milletvekili “Tabi ki sürpriz oldu. Çok fazla tanımıyorum... Ancak bu karar Genel Başkanımızın kararıysa bizim de kararımız oluyor. Şuanda il başkanımız. Başarılı olmasını istiyorum” yanıtını veriyor.
Nalbantoğlu’nun yanıt vermediği sorular da oldu…
“İzmir’de siyasi olarak parti içinde bir boşluk olduğu yönünde eleştiri var” sorusuna ve “bir dönem daha vekillik hedefiniz var mı” sorusuna Nalbantoğlu hafif gülümseyerek karşılık verdi ve “Başka bir zaman yanıtlarım” dedi.
Nalbantoğlu’nu sanki önümüzdeki günlerde daha aktif olacakmış, daha fazla söz söyleyecekmiş olarak gördüğümü ifade ederek röportajı bitireyim.